Almanya 101 – Üniversite

Geçen hafta yazamadım. Ben de biraz tatil yaptım, tam 17 ay aradan sonra denize girdim, hak ettim bence!

Bugünkü konumuz Almanya’da üniversite…

Önce acı gerçekle başlayayım. Almanya’da üniversite okumak kolay değil. Geçen yazımda da (buyurun yine görsele tıklayın okumadıysanız) bahsettiğim gibi, eğer okumaya geldiyseniz okumak birincil uğraşınız olmalı. Elbette gezeceksiniz eğleneceksiniz ama özellikle mühendislik ve temel bilimlerde, bölümlere kabul alan öğrencilerin yarıdan fazlasının atıldığını veya atılmak üzereyken okulu bıraktıklarını unutmadan 🙂

blog foto3

Bana en zor gelen şeylerden biri üniversitenin sistemini çözmek olmuştu. İlk dönemki notlarım son döneme göre çok daha düşüktü, Türkiye’den gelen birçok arkadaşımdan da aynı şeyi duydum. Ben de şimdi bu yazıda, sizin için, o ilk baştaki muhtemel bocalamayı biraz hafifletmeye çalışacağım.

Yüksek öğrenimden bahsetmeden önce, ondan birkaç sene öncesini tarif etmek istiyorum. Çünkü bana kalırsa sınıf arkadaşlarınızın sizlerden farklı olarak nasıl yollardan geçtiklerini bilmek önemli. Bunları bilince, kendi deneyimlerinizi de üstüne kattığınızda (dil ile ilgili yazımda da bahsettiğim gibi) orada karşınıza çıkabilecek rakiplerinizden çok daha üst bir konuma gelmiş oluyorsunuz.

Bence Almanya’da çocuk olmak Türkiye ile kıyaslandığında birçok açıdan çok daha kolay. Bunun sebebi her şeyden önce ortalama bir ailenin ekonomik durumun çok daha iyi olması. Mutluluk eşittir tüketmek diye düşünmüyorum. Ama özellikle çocuk yaşta bunun daha önemli bir faktör olduğunu düşünüyorum, çok daha çeşitli aktivite olabiliyor bir kere çocuğun hayatında. Sadece objeleri, oyuncakları da kastetmiyorum, çocuklara hitap eden müzelerden tutun da her mahallede üçer beşer bulunan, uyduruk plastik kaydıraklardan çok daha fazlasını sunan yaratıcı çocuk parklarına kadar… Beyinlerin tüketimi diye adlandırabiliriz belki bunları, çok çeşitli uyarılarla çevrili olmak, televizyondaki birkaç programla sınırlı kalmamak…

Yine bu ekonomik rahatlığın bir sonucu olarak, stres çocukların hayatında çok daha az yer kaplıyor. Almanya’da toplumsal boyutta çocukları etkileyen tek bir stres kaynağı var, o da sınıf millet ayırmadan çocukları vuran ebeveyn beklentileri. Henüz kendi çocuğum olmadığı için fazla ahkam kesmeyeceğim, elbette çocuk denen şey bir insanın en büyük projesidir ve hayaller kurmasında, planlar yapmasında sakınca yok. Travmatik olan durum burada sınırı aştığında ortaya çıkabiliyor. Almanya’daki eğitim sisteminin ne kadar çocuk odaklı olduğunu bildiğim için bizdeki lise giriş sınavlarına benzer bir stresi çok daha erken yaşta yaşayan çocuklar olduğunu öğrendiğimde şaşırmıştım. Burada benim suçlu bulduğum da sistemden ziyade yine aileler.

İlköğretim sisteminden önce bizdeki yabancı liselerde veya bazı Anadolu Liselerinde okumuş olanlar bilir. Almanya’da ilkokul var, sonra ortaokul ve lise çağı tek bir okulda geçiyor genelde. Yani o okul değiştirme, istediği okula girebildi mi giremedi mi stresi ortaokula geçiş sürecinde yaşanıyor. Bu kademede 3 tip okul var. Şimdi affınıza sığınarak özetliyorum, birazdan açacağım ve şimdi söylediğim cümlenin doğru olmadığını söyleyeceğim: en iyisi Gymnasium, orta olan Realschule, en kötü olan da Hauptschule. Gymnasium’da potansiyeli olan çocuğu ortaokuldan alıyorlar, yüksek öğrenime kadar hazırlıyorlar, 13.sınıfta mezun olunuyor. Realschule, öğrenmeye ilgisi olan, ama illa da okumasına gerek olmayan, meslek eğitimi alarak daha kestirme yoldan çalışmaya başlama ihtimali de hayırlı olabilecek çocukların gittiği okul, 10.sınıfta mezun olunuyor. Hauptschule ise tabiri caizse sanayiye verilecek tipte çocukların gittiği, genellikle 9.sınıfta mezun olunan okul.

Şimdi hemen düzeltiyorum! Bir kere Almanya’nın eğitim sistemi bundan ibaret değil. Çok daha köklü bir sistem daha var. Orta çağda meslek örgütleri tarafından standartları belirlenen ve bugün hala daha geçerli olan “meslek eğitimi”. Kendi alanımdan örnek verecek olursam, tarihe adını yazmış hiçbir mimarın bu işi üniversitede öğrenmediğini söyleyebilirim. Üniversitede okunması şart olan alanlar var tabi ki. Bilim yapılacak yer tabi ki üniversitedir. Onun dışında, mimarlık öğrencilecek yer üniversite değildir de demiyorum. Algılayabildiğimiz her şey bilimin konusudur, parçacık fiziğinden dinler tarihine, akademide her şeyin yeri var. Peki ya bir işte ustalaşmak? Bir zanaatı öğrenmek ve öğretmek? Bu konuda biraz şüpheliyim.

9.sınıfta okulla ilişiğini kesmiş bir kişiyi Almanya’da nasıl bir hayat bekliyor? Yine geçen yazımda da dediğim gibi, bu çocuklar zaten 15-16 yaşlarından itibaren ufak tefek işlerde çalışıyorlar. Birkaç saatliğine çocuk bakıcılığı, gazete dağıtımı, ekmek fırınında vitrin camlarını silmek, vesaire… Okulu bitirdiği zaman da “Ausbildung” denen (aslında Türkçesi düpedüz “eğitim”) bir meslek eğitimine başlıyorlar. Bu eğitim bir ustanın yanında çalışmaktan ibaret, ama sürecin sistematiği harfi harfine belirlenmiş. Eğer bir meslek lisesinde okumuşlarsa alanları zaten belli ve bu eğitimi alacakları bir usta bulmaları da daha rahat. Yok eğer düz lisede okumuşlarsa kendi yetenekleri ve deneyimleri doğrultusunda bir iş bulmaya çalışacaklar. Ausbildung birkaç sene sürüyor ve bu sırada işe yeni başlamış birine denk bir maaş alıyorlar. Bu sadece zanaat olmak zorunda da değil, satış görevlisi, sekreterlik gibi bir sürü pozisyonda da eğitim almak mümkün. Eğitim tamamlandığında bu sertifikayla bir üniversite mezunu gibi iş hayatına atılabilecekleri gibi, üniversitelerde alanlarındaki bazı bölümlere sınavsız giriş hakkı da kazanıyorlar. Örneğin yalıtım uygulamalarında çıraklık sürecini tamamlamış bir kişi, üzerine 3 yıl da sektörde çalışmış olması şartıyla bazı üniversitelerin restorasyon bölümlerine doğrudan kabul alıyor. Bölüme başlayan “fen lisesi” mezunlarından çok daha bilgili oluyor haliyle başladığında; buradan sonra profesörlüğe kadar ilerleyebilecek bir yol açılmış oluyor önünde. Usta olup, çalışırken bir yandan başka çırakları da eğitmek isteyenlerin, ilgili meslek odasına başvurarak “ustalık eserlerini” (Meisterwerk) sunmaları gerekiyor.

Kısaca Almanya’da meslek eğitimi böyle. Bana çok cazip geliyor, keyifli geliyor. Bizdeki karşılığı maalesef kelle koltukta çalışan çocuk işçiler. Yine en azından son yıllarda çıkan usta yeterlilik belgesi konusu var. Madem ara eleman ülkesiyiz, meslek eğitiminde ciddi atılımlar yapmamız gerekiyor. Hazır kurulmuş model de var. Oysa biz ne yapıyoruz, her mahallede bir üniversite açıyoruz, ortalık işsiz bilgisayar mühendisleriyle doluyor.

Yine de muhtemelen gelip burada üniversiteye başladığınızda, sınıf arkadaşlarınızın büyük çoğunluğu “en iyi” okul olan Gymnasium’dan mezun olmuş olacaklar. Peki onlar neler yaptı? Mezun olduktan sonra çoğu eğitime bir sene ara verdi. Bu sene içerisinde ya dünyayı dolaştılar, ya istedikleri bölümden emin olabilmek için 2-3 tane farklı staj yaptılar, ya bir yerlerde gönüllü olarak çalıştılar. Yani bizdeki adıyla bir sene kaybettiler…

Bu kadar ön bilgi yeter… Yani ben daha anlatırım da, sonu yok.

Üniversite seçiminde bana en çok sorulan soru şu: Hochschule ne, Üniversite ne?

Hochschule’nin Türkçe çevirisi “yüksek okul”. Azıcık Almanca bilip bunu anlayanlar bu seçeneği hemen eliyor. Yukarıda anlattıklarımı anlatmamın bir sebebi de buydu. İyi veya kötü diye bir şey yok, uygun olması önemli. Bazı bölümler üniversitelerde bulunmuyor. Örneğin Endüstriyel Tasarım bölümü, bir iki üniversite hariç sadece yüksekokullarda var. Güzel sanatlar, müzik ve sahne sanatları bölümleri de aynı şekilde. “Üniversite” kelimesi Türkiye perspektifiyle daha fiyakalı duyuluyor diye, alanında çok iddialı olan Hochschule’ler yerine bu bir iki üniversitedeki Endüstriyel Tasarım bölümlerini tercih etmenin mantıklı bir karar olmadığı konusunda insanları ikna etmekte zorlanıyorum. Sektöre girince, bol zorunlu stajlı, praktik odaklı Hochschule programlarından mezun rakiplerin karşısında zorlandıkları zaman bana gelip haklıymışsın diyen yok, ben de tabi ki konusunu açmam 😀 Hochschule’lerde sadece üniversitelerde bulunmayan bölümler değil, bütün bölümler var. Ama genel olarak meslek öğrenilen yüksek öğrenim kurumları olduklarını söylemek tabi ki yanlış olmaz. Bu nedenle çok fazla staj içeriyor programlar, haliyle yeri geliyor iş bulmak üniversite mezunlarına göre daha kolay bile olabiliyor.

Hochschule mezunlarının doktora yapıp akademiye girmesi de mümkün. Benim bildiğim kadarıyla eskiden bu mümkün değilmiş, ama şu an mümkün olduğunu biliyorum. Üniversitede yüksek lisans yapmış olanlara göre doktora pozisyonu bulmak daha zor olabiliyormuş – diye duydum... Ama özetle teknik olarak Almanya’da “yüksek okulda” okumanın size bir eksisi yok, bölümünüze göre karar vermenizi tavsiye ederim. Sonuçta bazı bölümler de sadece üniversitelerde var. Bir an önce iş hayatına atılmak istiyorum, aslında benim okumaya niyetim yok da mecburen okuyorum diyorsanız Hochschule kesinlikle doğru karar! Diyorsanız ki ben meslek öğrenmek için değil, okumayı sevdiğim için okuyorum, o zaman üniversite seçmenizde fayda olabilir.

Buradan sonra yazacaklarım benim üniversite deneyimime dayanıyor. Muhtemelen aşağı yukarı hepsi Hochschule için de geçerlidir. Tıp, hukuk, öğretmenlik gibi bazı alanlarda ise sistem tamamen farklı, o konularda malesef fazla bilgim yok.

Eskiden Almanya’da ister Hochschule olsun, ister üniversite olsun, 5 yıllık bir yüksek öğrenim süresi varmış. 5 yılın sonunda Diplom denen bir diploma alınıyormuş, kısaltması da Dipl. Standart üniversite mezunu bir mimar örneğin, ben olsaydım, Dipl. Ing. Ayşe Tüzün olacaktım. İTÜ’de de eskiden bu sistem varmış. Bu ünvanın bizdeki karşılığına “yüksek mühendis” deniyormuş. 5 yıllık eğitimin ilk 2 senesi “Vordiplom” denilen bir ön eğitim, sonraki 3 senesi de uzmanlık gibiymiş, fakat arada bıraktım, “Vordiplom” aldım diye bir şey yokmuş, başladın mı 5 sene okumadıktan sonra geçerliliği yokmuş okumanın. İTÜ’de bu sistem değişeli epey oldu, Almanya da son Diplom mezunlarını geçtiğimiz senelerde verdi. Artık hiçbir yüksekokulda bu derece kalmadı. Bolonya Anlaşması denen bir şeyle 3+2 sistemine geçildi. Bu sistemde lisans eğitimi 3 sene, yüksek lisans eğitimi de 2 sene. 3 seneden sonra ben daha okumayacağım deyip iş hayatına atılma şansınız var yani. Fakat bu iş o kadar basit değil. Almanya’da insanlar haliyle 5 senelik okumaya alışmışlar. Hele de mühendislik gibi, hakkında yaygın olarak üniversite eğitimi gerektirdiği yönünde bir kanı bulunan bir bölüm okumaya karar verdiyseniz, 5 seneyi gözden çıkarmanız şart. Yüksek lisans yapmak Almanya’da marifet değil çünkü, Türkiye’de de değil artık ama Almanya’da en azından diplomanıza denk bir maaş alıyorsunuz sonrasında…

Bu arada 5 senelik eğitimi 5 senede bitirebilmek de kolay bir iş değil. Benim çevremdeki insanlardan gördüğüm kadarıyla, stajlarla birlikte ortalama 7 sene sürüyor diyebilirim. Geçen yazımda da söylediğim gibi staj için çoğu zaman okulu bir dönem dondurmak gerekebiliyor, çünkü tatiller Türkiye’yle kıyaslandığında yok denecek kadar az. (Bu arada unutmadan yazayım, öğrenci olarak oturma izni aldığınızda çalışma saatleriniz sınırlı fakat eğitiminizi destekleyecek stajlar buna dahil olmadığı için istediğiniz kadar staj yapabilirsiniz.) Almanya’da yüksek öğrenim görmek istiyorsanız, eğitiminizin programın kendi süresinden daha uzun sürebileceğini, bu süreçte dilediğiniz gibi gezip tozamayabileceğinizi, ailenizle doyasıya tatiller yapamayabileceğinizi aklınızda bulundurun.

Üniversite zor diyorsun da nedir zor olan, diyebilirsiniz. Öncelikle Almanca oluşu. Hadi o gittikçe kolaylaşıyor, herkes de her zaman anlayış gösteriyor, hocalar sınavlara sözlükle girmenize izin verebiliyor… Sonra derslerin içeriği. Dedim ya Almanya’da üniversite okumak şart değil. Çalışmayacaksan bırak git sanayiye diyor adam. Konular çok, derslerde hızlı hızlı geçiliyor, amfiler kalabalık… Liseden mezun olup geliyorsanız, liseye benzemez. Türkiye’de üniversite okuyup geliyorsanız, Türkiye’deki üniversitelere benzemez. O kadar da insafsız değildir adam dersiniz, insafsızdır. Sınav kağıdını görünce ağzınız açık bakakalırsınız. O yüzden ince eleyip sık dokumak, sınavlara çok iyi çalışmak gerekiyor. Hele de iyi bir not almak istiyorsanız, size anlatılandan fazlasını bilmek zorundasınız. Almanya’da üniversitelerdeki lisans bölümlerine girmek çok kolay. Herkesi alıyorlar, eğitim sırasında eliyorlar. O yüzden öğrencilerin yarısı atılıyor veya atılmadan kendi ayrılıyor.

Atılma mevzusunda her üniversitenin kuralları farklı. Ben KIT’deki sistemi anlatayım. Herhangi bir dersin sınavına girdiniz diyelim, kaldınız sınavdan. Bir yazılı hakkınız daha oluyor. Bazı derslerin bütünleme sınavları olur, bazıları için bir sene veya bir dönem beklersiniz. İkinci hakkınızdan da mı kaldınız, tek bir şansınız daha kaldı o da sözlü. Sözlüyü geçerseniz en düşük notu alıyorsunuz, kalırsanız okuldan atılıyorsunuz. Bir de bazı temel dersler var, ilk iki dönemin bazı dersleri, bunları 3.dönemin sonuna kadar geçmeniz gerekiyor. Çünkü bu dersler bölüme uygunluğunuzu ölçen dersler oluyor.

Her üniversitenin her bölümünde bu kuralları öğrenebileceğiniz kitapçıklar, sorabileceğiniz kişiler mevcuttur. Çoğu bölümde zaten eğitimin başlangıcında (Bachelor’da da Master’da da) Orientierungsphase ya da kısaca O-Phase denen, hem diğer insanlarla tanışıp kaynaşmanızı sağlayan etkinlikler düzenlenen, hem de bölümle ilgili bilmeniz gereken her türlü kuralın anlatıldığı bir oryantasyon haftası olur.

Gelelim başvurulara. Şimdi belki bazılarına ters gelecek bir şey söyleyeceğim ama, bence Almanya’da üniversiteye başvurmak için danışmanlık şirketlerinin hizmetlerine ihtiyaç duyan biri zaten o eğitimi tamamlayamaz. Frankofonlar bilir, voyage initiatique diye bir kavram varmış, karşılaşacağınız sonuçla yüzleşebileceğiniz olgunluğa erişebilmek için önce o sonuca götüren yolculuğu atlatmanız gerekiyor. Açacan üniversitenin sitesini, okuyacan kardeş. Her şey yazıyor. Her üniversitenin, her bölümün istediği belgeler farklı. Hepsi de orada yazıyor. Arayıp bulmak lazım. İngilizce de yazıyor yabancıları ilgilendiren kısımlar. Anlamadın mı, özel durumun mu var, kafana bir şey mi takıldı, mail atıp soruyorsun, her konuda yardımcı oluyorlar. Kime sorabileceğin de orada yazılı. O yüzden ben şimdi bu detaylara girmeyeceğim, fakat o kadar da insafsız olmadığım için birkaç önemli detaydan bahsedeceğim.

  1. Erken davranın. Özellikle kayıt tarihinin yaklaşmasıyla öğrenci işlerinde yoğunluk oluyor. Maillere cevap veremiyorlar. Veya gıcıklıklarından vermiyorlar, ne bileyim. Siz işinizin hallolmasını istiyorsanız, oturduğunuz yerden başkalarının meslek etiklerini eleştirmek yerine erken harekete geçin. Nisan ayında ne sorunuz varsa sormuş, netleştirmiş olun mesela. Kalacak yerle ilgili de söyledim önceki yazımda, ne kadar erken harekete geçerseniz o kadar az stres olacaksınız.
  2. Telefonu maile tercih edin. Telefonda konuşmak, hele de telefonda yabancı dil konuşmak benim için bir kabustu. İlk stajımda nefret ede ede o kadar yapmak zorunda kaldım ki şimdi biraz aştım. O ilk zamanları hatırladıkça hala karnıma ağrılar giriyor. Mümkünse, benim gibi değilseniz, veya yanınızda bir yakınınızdan yardım alabiliyorsanız, mail atmak yerine telefon açın. Maile cevap vermeleri uzun sürebiliyor ama telefonla işiniz çabucak halloluyor. Almanlar genel olarak telefonda konuşmayı seviyor. Maile 3 hafta sonra bir cümleyle cevap veren kadın, telefonda uzun uzun anlatıp henüz aklına gelmeyen soruları bile yanıtlayabiliyor. Yok yapamam, anca yazılı iletişebiliyorum derseniz de dediğim gibi erken davranın.
  3. Staj yapın. Özellikle lise öğrencisiyseniz, anne babanızın tanıdığının yanında yapacağınız 2 haftalık bir staj, hem o mesleği gerçekten isteyip istemediğinizle ilgili fikir verecek, hem de Almanya’da üniversiteye girmek istediğinizde çoğu bölüm için kazanma şansınızı arttıracaktır.
  4. Lisansa girmek ne kadar kolaysa, yüksek lisansa girmek de o kadar zor. Maalesef kolay kolay diye bahsettiğim şey lisanstı. Almanya’da yüksek lisansa stressiz girmek istiyorsanız not ortalamanızı 3’ün üstüne tutmanız şart. Yukarıda da dediğim gibi, Almanya’da makbul olan 5 sene okumak olduğu için, kağıt üzerinde başvuruları eşit değerlendiriyoruz deseler bile bir şekilde kendi lisans mezunlarına öncelik veriyorlar. Bazıları da zaten doğrudan alıyor kendi mezunlarını. Öyle olunca dışarıdan girmek oldukça zorlaşıyor. 2,5’in üstündeyse de illa ki bir yer bulursunuz, dediğim gibi Hochschule’leri de kesinlikle araştırın. Örneğin “ben bio yakıt sektöründe çalışacağım”, “ben araba design edeceğim” gibi kesin şeyler varsa kafanızda, bu alanlarda uzmanlaşmış Hochschule’ler size daha fazla gaz verebilir.

Almanya’da çoğu ülkedekine ters olarak en iyi not 1,0. En kötü geçer not da 4,0. 4,0 ortalamayla mezun da olabiliyorsunuz (olmayın bir zahmet). Sınavların notları da harf notu olarak değil, bu sayılarla veriliyor. Ondalıklar da 0, 3, 5, 0, 3, 5 diye gidiyor. Kalırsanız notunuz 5,0 oluyor.

Yazımı bitirirken şundan da bahsetmiş olayım: Almanya’da lisans ya da yüksek lisans seviyesinde eğitiminizi tamamladığınızda size 1 yıl süreyle oturma izni veriliyor. Bu izinle çalışabiliyorsunuz da. O bir yıl içinde, eğitiminizle alakalı bir iş bulmanız gerekiyor. Yani atıyorum mühendislik okuyup da garsonluk yapamıyorsunuz, kendi alanınızda bir iş olması gerekiyor. O işi bulduğunuz anda da oturma izninizi istediğiniz kadar uzatabiliyorsunuz. İş bulma konusunda endişe etmeyin, zaten 1 yıl içinde iş bulamamak bir felaket senaryosu olur 🙂 Yanlış anımsamıyorsam eğitim dahil toplam 6 sene Almanya’da yaşayıp, bunun en az iki senesinde de çalıştığınız takdirde de süresiz oturma izni alma hakkı kazanıyorsunuz. Bu yasaların hepsine internetten ulaşmak gayet kolay, tabi Almanca bildiğiniz takdirde. Dil engelini aştığınızda herhangi bir konuda kendi kendinize araştırarak yanıtlayamadığınız çok az soru kalacağına eminim.

Sanırım bu sefer biraz daha kısa tutmayı başardım! Üniversite konusunda merak edilebilecek çok şey var ama üniversiteden üniversiteye, bölümden bölüme birçok şey değiştiği için genel hatlarıyla aktarmaya çalıştım. Bir sonraki yazıda da biraz gündelik hayattan, Almanya’nın havasından suyundan bahsedeyim diyorum…

Auf Wiedersehen!

 

Almanya 101 – Üniversite’ için 2 yanıt

  1. Son derece ilgi çekici ve bilgilendirici yazılar. Hiç bilmediğim ve görmediğim bir yer hakkında bu kadar açıklayıcı ve bilgilendirici yazılar okumak gerçekten güzel. Devamını bekliyorum. Baştan sona okuduğum ender yazılara sahip çok güzel bir blogunuz var. Almanya 101 özellikle ilgi çekici. İyi çalışmalar dilerim…

    Beğen

bahiskal için bir cevap yazın Cevabı iptal et