Almanya 101 – Ev, mev, yurt, murt

Hallöchen!

Bir önceki yazımdan sonra pek çok teşekkür mesajı aldım ve çok çok mutlu oldum, sizi bekletmeden hemen ikinci kısmı yazmaya koyuldum! Meğer benim etrafımda Almanca bilen insan sayısı sandığımdan fazlaymış, ilk yazı onların pek işine yaramamış… Ama bugünkü yazıdan faydalanabilecekler çünkü bugün feci baş ağrılarına gebe bir potansiyel sorunu çözeceğiz: Kalacak yer bulmak.

Bu konuya girmeden önce başka bir şeyi paylaşmak istedim. Ben yabancı dil olarak sadece Almanca ve İngilizce biliyorum. Fransızcayla epeyce boğuşmuşluğum var, orada neyi eksik yaptığımı biliyorum, ihtiyaç duymadığım için motivasyon eksikliği de söz konusu oldu malesef. Dolayısıyla dil öğrenmenin kendisi konusunda fazla yardımcı olamayacağım, bu konuda bir yazı yazmayı da şimdilik düşünmüyorum o yüzden 🙂 Sadece önceki yazımda dediğim gibi, geliştirmek için HEVESLİ OLMAK çok önemli. Havaya girmek açısından doğru bir aksanla konuşmaya çalışmak çok faydalı olacaktır. İstediğiniz kadar kusursuz dil bilgisi ile konuşun, aksanınız düzgün olmadıkça o dili tam olarak konuşuyor olamayacaksınız. Tam tersi, bir cümlede on tane hatanız olsun, vurgularınız doğru olsun, hataları kimse farketmeyecektir bile. En önemlisi de konuşabiliyor gibi hissedeceksiniz ve bu sizi motive edecek!

buyrun işbu yazı burada:

blog foto1

(bu arada blogumdaki bütün görselleri kaydedebilir, paylaşabilir, iyi niyetle istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz)

Çok uzattım, gelelim bugünün konusuna. Almanya’daki barınma tiplerinden bahsetmeden önce kısaca ortamı tarif etmeye çalışayım. 100 bin nüfusun üstündeki şehirler büyükşehir sayılıyor. Benim yaşadığım şehir, Karlsruhe, yaklaşık 300.000 nüfusa sahip, kocamaaaaaaaan bir şehir (Çorum’un neredeyse yarısı kadar). Almanya’nın en kalabalık şehri Berlin, 3,47 milyon nüfusa sahip. Takip eden Münih 1,43 milyon. Tam bir kaos, yaşanacak gibi değil. (Bu arada İstanbul’a baktım, hala 15 milyonun altında görünüyor, buna inanan var mı? Bu sayıya kayıt dışı kalanlar, turistler filan dahil o-la-maz). Neyse ne diyordum… Almanya’da genelde şehir merkezlerinde 4-5 katlı binalar vardır. Tek tük gökdelenler, yani bizim standartlarımıza göre normal sayılabilecek 10 küsür katlı konutlar da var elbet ama gerçekten çok az. Şehir merkezinden uzaklaştıkça müstakil evler başlar. Öyle İstanbul’daki gibi şehir merkezinden 2 saat uzaklıkta, gecekondu mahallerinin içinden yardırarak ulaşılan, 24 saat güvenlikli, hangi milyonerin hangi milyoneri öldürüp bahçesine gömdüğü belli olmayan siteler gibi değil tabi. Normal vatandaşın yaşadığı evler. Zaten merkezden 2 saat uzaklaşınca başka şehre varmışsınız demektir Almanya’da. Demem o ki, büyük şehirden vazgeçemem, kaosu seviyorum diyorsanız Almanya hiç size göre değil, baştan vazgeçin. Fakaaaat…

İnsan alışıyor. Neye mi? Temiz havaya. Gülümseyen yüzlere. Telaşsızlığa. Huzurlu komşulara. Trafiksizliğe. Gürültüsüzlüğe. Küçük şeylere sevinmeye. Mahalle şenliklerine. Kendini güvende hissetmeye. Bu böyle uzar gider… Elbette İstanbul gibi bir metropolde büyüyen bir insanın böyle bir yere tamamen alışması çok zor. Ama biraz kafası çalışan bir insan, özlediği/özendiği şeyin tamamen duygusal sebeplere dayandığını, mantıklı düşününce küçük bir yerde yaşamanın artılarının kesinlikle çok daha fazla olduğunu kabul edecektir. Bir çok şey daha yavaş, örneğin evde bir şey bozuldu tamirci gelecek diyelim… Musluk akıtıyor… Adam size 2 hafta sonraya randevu veriyor. İstanbul’da olsa aynı gün akşam saat 11’e doğru arayıp, müsaitseniz gelebilirim şu an derdi dimi? Burda öyle bir şey yok işte. Düşününce, ilk başta eksi gibi görünen bir çok şeyin aslında artı olduğunu farkediyor insan. Teknoloji, kültür, sanat, gece hayatı filan ne ararsanız zaten köyünde bile var. Tek fark, tacizciler yok, isterseniz yarı çıplak gezin, bir kişi kafasını çevirip bakmaz. Bazen kostüm partileri oluyor, ayı kılığında bir adam tramvay durağında bekliyor mesela, kimse dönüp bakmıyor. Olay çıplaklık da değil sadece yani, gözünü dikip bakmak diye bir alışkanlık yok burada. Ama biri bisikletten mi düştü, bir yaşlı vatandaş tramvaya bir türlü binemedi mi, hemen koşup yardım eden bir sürü kişi oluyor, merak etmeyin. Tabi bu saydıklarım şehirden şehire değişebilir, benim Karlsruhe’de gördüğüm ortam böyle…

Kafanızda dünyanın en iyi üniversitelerinden biri ve araştırma şirketleri başta olmak üzere bir çok önemli kuruluşun bulunduğu ütopik bir köy canlandırabildiysem, devam ediyorum. Barınma konusu neden önemli? Başta dediğim gibi sizi çok strese sokabilecek bir konu, hele de öğrenciyseniz… Şimdi tek tek Almanya’daki barınma şekillerinden bahsedeceğim, ve her birine nasıl ulaşabileceğinizi anlatacağım. Bu yazıyı okuyan biri evsiz kalmayacak! Garanti veriyorum!

WG

WG denen şey (Almancada W harfi “ve” diye okunuyor, yani bu da oluyor “ve-ge”) bildiğiniz ev arkadaşlığı. Wohngemeinschaft sözcüğünün kısaltılmışı. Eskiden Kommune (komün) deniyormuş bunlara, sonra bu sözcük 68 kuşağıyla beraber kulağa kominist anarşik bi şey gibi gelmeye başladığı için zamanla WG denmeye başlanmış. Türkiye’de de hem öğrencilerin, hem de çalışma hayatının genellikle başlarında olup, “bekar halimle tek başıma evle uğraşmayayım” diyenlerin gayet iyi bildiği, pratik bir barınma seçeneği. Fakat Almanya’da bu iş biraz daha otumuş. Bizde genellikle nasıl olur, ilk sene yurtta vs tanışan arkadaşlar, bir süre sonra birbirlerini tanıyıp güvendikten sonra “eve çıkarlar”. Burada ise WG kurmak için birbirini tanımaya ihtiyaç yok. Bir kişi çıkıp bu şekilde kullanılmaya uygun olan bir daireyi tutuyor, sonra internete ilan veriyor. Birkaç gün içince de doluyor ev. WG üyesi seçerken mülakat yapılıyor ve birçok şeye dikkat ediliyor. Temiz bir insan mısınız, düzenli bir insan mısınız, başkalarının özel hayatına burnunu sokabilecek gibi duruyor musunuz, odanızda gürültü yapmanıza sebep olabilecek bir hobiniz var mı, güler yüzlü müsünüz, birlikte bir şeyler yapılabilecek kafa dengi bir insan mısınız… WG sakinleri, bir odanın boşalması durumunda yeni üyelerini bu şekilde seçtikleri için son derece yaygın, güvenilir, sağlıklı bir yaşama biçimi olarak görülüyor ve “dağınık, pis, geçici” gibi sıfatlarla anılmıyor. Tam tersi, kendi evinizi temizlemeye üşenip erteleyebilirsiniz ama WG’de plana uymak zorundasınız, yoksa evden atılmaya kadar gidebilir sonu! Kendi odanızı, hadi diyelim kokmayacak hale gelene kadar dağıtabilirsiniz, ama ortak alanları kullanırken dikkatli olmalısınız. Banyoda saatlerce yıkanamazsınız, tuvalete oturup bir roman bitiremezsiniz.

WG’ler sadece öğrenciler arasında değil, çalışanlar arasında da oldukça yaygın. Dediğim gibi WG üyeleri arkadaş olmak zorunda değiller. İnternetteki ilanlarda genelde ne tarz bir WG olduğu tarif edilir, “mutfakta oturup zaman geçireceğimiz, arkadaş canlısı birini arıyoruz” veya “uzun saatler çalışıyoruz, sadece kirayı bölüşebilme amaçlı bir araya geldik, benzer durumda birini arıyoruz” gibi… Bu ikincisine Zweck-WG deniyor (amaç birlikteliği gibi çevirebilirim sanırım), özellikle çalışanlar arasında daha çok bu tarzda olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında, sadece kadınlar veya sadece erkekler diye belirtilmiş olabilir, sadece çalışanlar veya sadece öğrenciler diye belirtilmiş olabilir, ilanı okuyup uygun yere başvurmak gerekiyor. WG’lerde “kızlı-erkekli” oturmak da gayet yaygın. Belki karşı cinsten bir “yabancıyla” yaşamaya prensipte karşı olmasınız da rahat edemeyeceğinizi düşüneceksiniz, ama üstüne basa basa söylüyorum, herkesin özel alanının sınırları çok net çiziliyor ve odanıza geçip kapıyı kapattığınız anda başkalarıyla yaşadığınızı hissetmiyorsunuz bile.

WG yaşantısını sorunsuz sürdürmek için temizlik planları yapılıyor, buzdolabında herkesin ayrı bir rafı oluyor, masraflar akıllı telefon uygulamaları yardımıyla eşit bölüşülüyor… Zaman içinde arkadaşlıklar gelişiyor elbette, sonuçta WG’de hayat müşterek, ama sürdürülebilirliği sağlayan kurallardan taviz verilmiyor…

Benim yurtdışından gelip ilk olarak WG’ye yerleşen şahsen tanıdığım hiç yok, sadece duyduğum bazı kişiler var, bilmemkimin ev arkadaşı Çin’den yeni gelmiş filan diye… Her şeyden önce uzaktan tutulabilecek bir oda değil, ilk mesajı tabi ki internetten atacaksınız ama gidip tanışmanız, kendinizi beğendirmeniz gerekiyor. Almanya’da kiracı adayı çok, ev az… Malesef… Dolayısıyla siz “2 hafta sonra Almanya’dayım” diye mail döşerken adamlar zaten günde 20 adayı mülakattan geçirmekten baymış olacaklar. Tabi ki yine de bakın, araştırın, wg-gesucht.de sitesine bakın (siteleri ve isimleri aşağıda topluca listeleyeceğim), facebook gruplarına bakın, bol bol mesaj atın, ama bir şey çıkmazsa da umutsuzluğa kapılmayın. Belki ilk başta geçici bir çözüm bulup, geldikten sonra WG’lere başvurabilirsiniz. Burada Alman bir arkadaş edinebilirseniz, yolladığınız mesajları okutup fikrini sorabilirsiniz, veya çevrenizdeki insanlara WG odası aradığınızı söyleyebilirsiniz, bir yerden bir şey çıkabilir… WG’nin avantajı hem ekonomik yükünün daha az olması, hem yurtlarla kıyaslandığında -evden eve değişir tabi- tam teşekküllü mutfak, kendinize özel balkonunuz, kendi seçip aldığınız eşyalar gibi detaylarla daha “evde” hissedeceğiniz bir ortam sunabilme imkanı, hem de en önemlisi yerleşir yerleşmez potansiyel 2-3 arkadaş edinmiş olmak. Kimsenin odasına destursuz giremezsiniz, isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü deyip de anlamsız saatlerde kapısını çalmanız da hoş karşılanmaz, ama küçücük evde illa ki sık sık karşılaşacaksınız. Bir yabancı olarak anlamadığınız, çözemediğiniz her konuyu danışabileceğiniz 2-3 insanı otomatik olarak edinmiş olacaksınız yani. Almanların asla reddedemeyeceği tek şey bir yabancıdan gelen yardım isteğidir, yoksa hemen ırkçı diye damgalanıyorlar!

Son olarak unutmadan söyleyeyim, Karlsruhe’de bir WG odasının kirası 350-550 avro arasında. Odanın büyüklüğüne, baktığı cephe, balkon vs gibi özelliklerine göre fiyat değişiyor. Genel olarak ev konusunda en pahalı şehir Münih olarak biliniyor, bir odanın kirası masraflarla birlikte 700’e kadar çıkabilir. Berlin büyük şehir olmasına rağmen fiyat konusunda daha insaflı, Karlsruhe’ye göre daha ucuz bile olabilir. Fiyatlar hakkında en altta listeleyeceğim emlak sitelerinden fikir sahibi olabilirsiniz zaten.

 

Wohnheim

Bu seçenek sadece öğrencilere yönelik. Bildiğiniz yurt. Almanya’da üniversitelerin yurtları yok. Üniversitelerin yemekhaneleri, kantinleri de yok. Üniversitelerde sadece akademik çalışmalar yapılıyor ve buna yönelik derslik, laboratuar gibi mekanlar sunuluyor. Üniversite öğrencilerine sosyal hizmetler Studierendenwerk denilen, devlet tarafından finanse edilen, üniversitesi bulunun her şehirde ayrı yapılanması olan bir kurum tarafından veriliyor. Yurtlar, kantinler, yemekhaneler Studierendenwerk’in yani. Almanya’da, tercihen mi yoksa olanaksızlıklar sebebiyle mi bilmiyorum, öğrenci sayısına yetecek kadar yurt odası yok. Hatta öğrenci sayısının onda birini bile karşılayabildiğini sanmıyorum. Bu yüzden Studierendenwerk yurdunda kalmak istiyorsanız, eğer kış döneminde yani ekimde eğitiminize başvuruyorsanız, mayıs sonu gibi yurda başvurmalısınız. Evet yanlış okumadınız, 5 ay önce. Farklı farklı yurtlar var, Almanya’da yurt odaları bildiğim kadarıyla her zaman tek kişilik, ama özellikleri değişiyor. İçinde sadece lavabosu olandan, frankfurt mutfaklı apart tarzı yurtlara kadar bir yelpaze var. Fiyatlar Karlsruhe’de 250-500 avro arası değişiyor, yani apart yurtlar bile güzel bir WG odasına göre daha ucuz olabilir. Böyle bir yurtta kaldığınızda sosyalleşmek için çok çaba harcamanız gerekecektir. Yan odasında kalanı bile tanımayan bir sürü insan var yurtlarda. Paylaşılan alt yapı arttıkça sosyalleşme ihtimali artıyor, ortak mutfak, hatta ortak tuvalet işin içine girdiğinde, yurt ortamı dev bir WG’ye dönüşebiliyor, ve bu da kalabileceğiniz en keyifli ortam olabilir.

Studierendenwerk’in yurtları dışında vakıf yurtları var. Vakıf yurtlarının çoğu dini vakıflar, veya dini olmasa da kız erkek ayrı yurtlar. Bunu belirtmeyi unutmuşum, Almanya’da böyle özel vakıf yurtları hariç bütün yurtlar karma. Karma olan, dinle minle alakası olmayan vakıf yurtları da var. Bunlardan biri Karlsruhe’nin en eski yurdu olan HaDiKo. Bir muhterem zatın adına kurulmuş bir vakıf, öğrencilerin neşeli bir komün halinde yaşamalarından başka bir misyonu yok. Yurt odalarının küçük olması sizi ürkütmesin. Elbette özel alanınızın daralması sizi zaman zaman sıkabilir, ders çalışmak için kütüphaneye gitmek zorunda olmak kötü gelebilir, ama her şeyi paylaşmak zorunda olduğunuz yurtlar sosyalleşmek için çok faydalı ortamlar ve bunun getirisi çok daha fazla. Eğer erkenden başvurup yer bulabilirseniz, önce yurtta kalır, o süre içinde de WG odası veya özel daire aramaya başlayabilirsiniz.

Yurda erken başvurmak da zor tabi. Özellikle kontenjan sınırı olan bölümlerde başvuru sonucu çok geç belli oluyor. O zamana kadar da bütün evler tutulmuş, bütün yurtlar dolmuş oluyor. Bu konuya üniversite başvurularıyla ilgili yazımda değineceğim. Ama bazı yurtlara başvurmak için illa kabul belgesi gerekmeyebiliyor, bunları mutlaka araştırıp proaktif davranmakta fayda var. (Ben illa kabul gelsin diye beklediğim için kalacak yer bulmakta çok zorlanmıştım.)

 

Wohnung

Daire sözcüğünün Almancası Wohnung. Yukarıda bahsettiğim seçenekler olmuyorsa mecbur normal daire tutacaksınız demektir. Ama bu seçenek de öğrenciler için imkansıza yakın bir şey. Alman vatandaşı olup da size kefil olabilecek biri varsa ancak mümkün olabilir. Çalışanlardan genellikle maaş bordrosu ve oturma izni isteniyor, kağıt üzerinde öğrencilere göre daha rahat gibi yani durumunuz. Fakat daire sayısı o kadar az ve kiracı olarak başvuranlar o kadar çok ki, nedensizce seçilememe ihtimaliniz çok yüksek. O yüzden bir sürü eve başvurmak zorundasınız. İnternette bir sürü emlak sitesi var, sahibinden kiraya verenler burayı kullanıyor, ama dediğim gibi öne çıkan bir aday olmak çok zor, hele de çat pat Almanca konuşan acemi halinizle. Bir emlakçıya gitmek her türlü daha mantıklı. Bizim maceramızı anlatayım, daha iyi anlayacaksınız:

İlk geldiğinizde kolaylık olması açısından eşyalı daire tutabilirsiniz. Fiyatları tabi ki daha yüksek oluyor ama ev döşemek de zor iş, hele yeni bir ülkeye taşınmışken. Biz de ilk geldiğimizde eşyalı bir stüdyo daire tuttuk. Aşağıda bağlantısını vereceğim emlak sitelerinden bir sürü ilana yazdık, cevap bile alamadık hiçbirinden. Yurtlar dolmuştu, WG’ler de aynı şekilde cevap vermiyordu. Epey telaşlanmıştık. Neyse ki Karlsruhe’deki tanıdıklarımız çok yardımcı oldular, bu ilanı veren emlakçıyla bizzat gidip konuştular. Kendileri evli barklı yetişkin insanlar ve Alman vatandaşı oldukları için onların görüşmesi çok etkili oldu. Yaklaşık 10 ay boyunca 27 metrekarede yaşadık, çok çok eski ve hoş bir ahşap binaydı ama içi kötü renove edilmişti. Eskiden fabrikaymış. Pencere yoktu, sadece 2 metrekarelik bir balkonun ahşap doğramalı cam kapısından ışık giriyordu daireye, ama zaten o kadar küçük olunca o ışık yetiyordu. Isıtması, temizlemesi, havalandırması çok kolaydı. Minnacık balkonda iki sandalye atınca kımıldayacak yer kalmıyordu ama yemyeşil bir ara sokağa bakıyordu, güzel günlerimiz oldu yani. Yine de küçüklüğünden dolayı orada oturduğumuz süre boyunca başka ev aradık. Ve bulamadık! Yüzlerce ilana mail attım, sadece bir tanesinden cevap geldi, o da olmadı, bize vermediler evi… Üstelik o daha önce bize yardımcı olan tanıdıklarımız kefil olmuştu, ona rağmen olmadı. Böyle olunca o kefil olan tanıdığımız sinirlenmiş, tanıdıkları bir emlakçıyla bizim adımıza konuşmuş. O vesileyle tam aradığımız gibi bir yer bulabildik. Emlakçıya da para ödemedik. Çünkü Almanya’da 2015 yılından beri geçerli olan bir yasaya göre emlakçı komisyonunu ev sahipleri ödüyor. Ancak siz özellikle emlakçıya gidip de bana bir ev bul deyip, bir kontrat imzalarsanız o zaman siz ödüyorsunuz. Örneğin yatırım yapmak için ev almak isteyenler, araştırma sürecinde emlakçının danışmanlık hizmetini almak isteyenler filan bir sözleşme imzalayarak emlakçıya ücret ödüyor. Fakat dediğim gibi ev arayan masum kiracı olarak gittiğinizde ücret ödemiyorsunuz. O yüzden aslında internetten kendiniz arayıp bulmaya göre çok daha avantajlı, çünkü emlakçıların elindeki ilanların hiçbiri internette yok.

Almanya’da dairelerde mutfak yok. Yani mutfak var olmasına var da, tezgahını dolaplarını filan herkes kendisi yaptırıyor, ev sahibi yapmıyor. Mutfağınızı yaptırıyorsunuz, taşınırken de ya bildiğin tezgahı filan söküp beraberinizde götürüp yeni evinize uydurmaya çalışıyorsunuz, ya da sizden sonra gelecek olan kiracıya satıyorsunuz. Biz özellikle mutfaklı ev aradık örneğin, 250 avroya mutfağı bir önceki kiracıdan aldık. Davlumbaz filan da yok he, tezgah altı dolaplar, bir de yukarda iki üç dolap, fırın, bulaşık makinesi, mini buzdolabı… E yani yine de yeni yapmaya kalksan bu fiyatın en az 6-7 katı olur. O yüzden seve seve kabul ettik. Son dakikada iş çıkardı, yok neymiş banyoda aynalı dolap bırakmış, birkaç lamba bırakmış, 10 parça jaluzi bırakmış, toplam mutfakla da birlikte 350 istiyor. Ne yapalım kabul ettik. Emrivaki yapması hoşuma gitmese de bıraktığı şeyleri yeni almaya kalksam öğrenci halimle yetişmem mümkün değildi.

Evi döşemeye gelince, sponsorlu içerik değil ama marka adı vermeden geçemeyeceğim, shpock diye bir telefon uygulaması var, biz bunun epey faydasını gördük. Başka bir sürü ülkede de var, sadece Almanya değil. İkinci el eşyalar var, adresinizi giriyorsunuz, size yakın satılanları gösteriyor. Gidip adamların evinden masayı alıp taşıyorsunuz mesela. Araba maraba olmadığı için adrese göre göstermesi çok pratik, iki kişi taşınabilecek masa, sehpa, televizyon gibi şeyler aldık bu uygulamayı kullanarak.

Bir başka masayı da çöpten aldık! Sperrmüll diye bir olay var (İngilizcesi bulky waste, ne diyeyim, “büyük çöp” gibi bir şey), normal çöp toplama servisi ile alınamayacak mobilya gibi büyük çöpleri belediye tarafından belirlenen, mahallesine göre sene birkaç kere olan tarihlerde kapının önüne çıkarabiliyorsunuz. Sabah saatlerinde çıkarılıyor, akşama kadar bekliyor, ihtiyacı olan gelip alsın diye. Akşam da çöp kamyonu gelip hepsini topluyor. Bazı mahallelerde bir değil birkaç gün duruyor. Bazı mahalleler güzel çöpleriyle meşhur olabiliyor, gelir seviyesi daha yüksek insanların oturduğu mahalleler yani 🙂 Oraları tespit edip oraları gezmek lazım. Bizim mahallede böyle bir durum yok, yüzüne bakılmayacak şeyler atıyorlar. Görseniz yani süngeri lime lime olmuş, iskeleti parçalanmış kanepeler filan, bugüne kadar niye saklamışlar merak ediyor insan. Bir gün hiç niyetimiz yokken, ekmek almaya gidiyorduk hatta, bir masa gördük, çerçöpün arasında parlıyordu neredeyse. Baktım sallanmıyor da. Ekmeği filan unuttuk masayı taşıdık eve, 5 dakika bıraksak başkası alırdı çünkü. Öyle bir kısmetimiz oldu.

Onun dışında mobilya piyasası aynı burda da. Fiyatta IKEA ile yarışabilecek firma yok ne yazık ki.

 

EFH

EFH, yani Einfamilienhaus. “Bir aile evi” demek, yani müstakil ev. Madem bütün barınma biçimleri dedim, müstakil evden de bahsetmeden geçmeyeyim dedim. Wohnung aslında genel bir kelime, yani Einfamilienhauswohnung da olur, ama genelde bundan bahsederken ya Einfamilienhaus ya da sadece Haus denir. Apartmanın Almancası da Mehrfamilienhaus (MFH, bunları yazıyorum emlak sitelerinde karşınıza çıkabilecek sözcükler olduğu için). Wohnung arıyorum dediğinizde apartman dairesi anlaşılır yani. Mehrfamilienhaus “çok aile evi” demek. Bir konutta kaç aile yaşadığına göre isimlendirmişler yani 🙂

Karlsruhe’de şehir merkezine toplu taşımayla 15 dakika uzaklıkta müstakil evlerden oluşan mahalleler var. Tabi hepsi bahçeli evler, ama başlarda da dediğim gibi buralarda oturan insanlar toplumun elit tabakası filan değil, gayet normal insanlar. Aslında Almanya’daki şehirler zaten çok yeşil, yani illa kendi bahçeniz olmasına da gerek yok bence. Tabi bahçeyle ilgilenmeyi seviyorsanız o ayrı. Bu tarz mahallelerin esas avantajı, çok sakin olmaları, köy gibi herkesin birbirini tanıması, dolayısıyla küçük çocukların rahat mobilize olabilecekleri alanlar olması.

 

Sonuç

Kalacak yer bulmak zor. Zor yani. O yüzden bütün bu upuzun yazıyı özetlemek gerekirse

  1. erkenden harekete geçmek,
  2. Almanya’da kefil olabilecek ve siz gitmeden önce ilgilenilmesi gerektiği takdirde vakit ayırabilecek bir Alman vatandaşı tanıdığınız varsa onunla konuşmak,
  3. açık fikirli olmak, illa şöyle olsun diye tutturmamak, işler tam da planlamadığınız gibi gittiğinde daha çok deneyim kazanacağınızı unutmamak,
  4. Studierendenwerk’i, işvereninizi, yardımcı olabilecek insanları darlamak,
  5. gerekirse emlakçıya gitmek ve
  6. umudunuzu kaybetmemek

bu serüveni başarıyla atlatmanızı sağlayacaktır.

Olabilecek en kötü senaryo, buraya gelip valizlerinizle birlikte geceyi kütüphanenin halıfleks zemininde geçirmeniz, sabah ağlayarak Studierendenwerk’in kapısına dayanmanız, ve onların çeşitli insan hakları sebepleriyle mahkemelik olmamak için ne yapıp ne edip size kalacak bir yer bulmaları, kendinizi üç aylığına konuk akademisyenler için ayrılmış lüks bir misafirhanede bulmanız… Eğer tam da bu noktada bu yazıyı okuyorsanız, bu adımları yerine getirdiğinizde 3 ay değil 3 hafta içinde bu sorunu çözeceğinizin garantisini veriyorum.

Şimdi de yazıda bahsettiğim bazı kurumlar ve internet adresleri:

 

Çooook uzun bir yazı oldu, her şeyden bahsetmeye çalıştım. Umarım birilerine faydalı olur! Bu yazıda bütçe konusuna da yavaştan girmiş oldum, bu da önemli ve bana çok sorulan bir konu. Bir sonraki yazımda bu işin masraflarından bahsedeceğim.

Auf Wiedersehen!

Almanya 101 – Ev, mev, yurt, murt’ için 2 yanıt

  1. Ayşe’cim süper bir yazı. Çok yararlı bilgiler vermişin. 30 küsür yıl önce, Tübingen’de okurken ben de küçücük bir yurt odasında kalmıştım. O günlere götürdün beni😘

    Beğen

Yorum bırakın