Merdivenli

Yazmıyorum. Her şey o kadar karışık ki, yaşım ve hayat tecrübem bana yargılara varma imkanı tanımıyor. Bir şeylerin netleşmesini bekliyorum; o zamana kadar da başka konulardan konuşmak, her şey yolundaymış gibi yapmak anlamlı gelmiyor.

Bugün diyecek bir şeylerim var. Bugünle ilgili bir fikrim var. Belki, acaba, dur bakalım demiyorum.

Ülke öyle bir duruma gelmiş ki, yıllardır CHP’yi, hatta Atatürk’ü ve ilkelerini çeşitli (bana göre kimi zaman haklı, kimi zaman haksız) sebeplerle eleştiren, “tatava” yapmadan geçmeyen, bugüne kadar CHP’nin sadece içinde yer aldığı mitinglere bile uzak duran irili ufaklı onlarca sol örgüt, 24 Temmuz’da CHP’nin düzenlediği parti mitingine iki kere düşünmeden katılmışlar.

CHP ki, Gezi’yi sloganlarına alet etmiş, eylemliliğine yön vermesinden ise itina ile kaçınmış… “Gezi çocukları” diye lafa başlayıp, utanmadan, İstanbul Büyükşehir için Sarıgül’ü aday göstermiş… “Beyoğlu Belediyesi için aday Taksim Dayanışması ile ortak olarak belirlenecek” demiş, bu laflar gazetelerde basılmış, sonra bir kedicik aday gösterilmiş…

Bu bilumum sol örgütler için CHP yeni bir seçenek olabilir, heyecan verici bir karar olabilir. Benim gibiler için ise öyle değil. (Benim gibiler derken, yazının devamında “biz” derken bir siyasi gruptan filan bahsetmiyorum. Bu “biz-siz” lafları ülkemize zarar veren şeylerden biri, biliyorum. Benim gibiler derken, 1980-2000 arası doğumlu, aileden CHP’li, cumhuriyet ilkelerinin önemini bir derece kavramış, vatandaşlık bilgisine sahip, dünyada olan biteni takip eden ve kendini sorumlu hisseden, üniversite mezunu/adayı, muhtemelen beyaz yakalı/adayı filan bir profil çizmeye çalışıyorum. Fakat bununla da sınırlı kalmıyorum. Her şey okulda öğrenilmiyor çünkü; bu senaryoya uyan ama bambaşka bir kafa yapısına sahip bir sürü insan olduğu gibi bambaşka şartlar altında yaşadığı halde benle tamamen aynı düşünen insanlar da var, biliyorum, tanıyorum. Ama neden bahsettiğimi bence anlıyorsunuz.) En son 2003 1 Mart’ta tezkere oylamasında partimizin bizi temsil ettiğini hissetmiştik. Amerika’nın Irak’a “özgürlük getirmeye” gitmediğini biliyorduk. 2011’de Libya’ya da özgürlük götürülmüyordu, ama partimiz bu sefer kalemleri kırdı. Veballeri boynumuza astı. Utancımız ile yaşayacağız.

Bir deyim olarak dilimize yerleşmişti “oyları attık denize”. Onun seks kaseti çıktı sonra, kimle seks yaptığı bizi tabi ki ilgilendirmez, kasete alanın ayıbı, ama gördük ki seks hayatı siyasi kararlarını etkiliyormuş… Yerine geldi tanımadığımız bir adam, önce İstanbul Belediye Başkanı adayı olarak çıkarmışlardı, o zaman da ısınamamıştık, sonra bir de Genel Başkan oldu, nereden çıktı anlamadık ama yine attık oyları. Gandhi’ye benziyormuşmuş, çok beyefendiymişmiş…

En son 2007’de, Cumhuriyet Mitingleri’nde heyecanlanmıştık biz seçmen olarak. En son o zaman, ortada kutlanacak bir şey olduğundan değil de, sahip olduğumuz modern hayatın ayırdına varmanın, bunu bize o güne kadar mümkün kılanlara şükretmenin coşkusunu yaşamıştık. Son derece endişe verici bir durumla karşı karşıya olunmasına rağmen, birlikte olmanın sevincini yaşamıştık. Başka da bir şey olmadı. 2013’te Gezi’de tarih yazarken CHP’li oluşumuzdan utandık. Yine de hep ne olursa olsun CHP dedik. Bir çoğumuz Sarıgül’e basıp geçtik.

Ülke o kadar kötü bir durumda ki, acaba yanlış mı yaptık diyoruz. Acaba ne olursa olsun CHP diyerek, siyasileri eylemlerinin sorumluluğunu almaya zorlamayarak, tepkimizi sandıkta dile getirmeyerek yanlış mı yaptık? Bu sesler kısık çıkıyor. Bastırmaya çalışıyoruz. “Aman AKP’nin ekmeğine yağ sürmeyelim” diyerek, tokadı yeyip öteki yanağımızı uzatıyoruz. Ne gurur kaldı ne erdem. Ne yapsalar sabrediyoruz. Bak anarşistler bile CHP mitingine geldi 24 Temmuz’da, bu sefer olabilir belki bir şeyler diyoruz!

Biz bunları düşünürken AKP cephesinde neler oluyor? Korku içindeler. İçlerinden kimler “hain” bunun tespitini yapmaya çalışıyorlar. OHAL Erdoğan açısından gayet doğru bir hamle oldu. AKP fiilen bir darbe yaptı. Bir gecede kaç tane okul, üniversite kapatıldı; cemaatle uzaktan yakından ilişkisi olduğu iddia edilen kaç kişi gözaltına alındı; akademisyenler istifaya zorlandı, artık nasıl tehdit edildilerse kaç tanesi hiç direnmeden boyun eğdi… Erdoğan, korku içinde, bütün ipleri sıkı sıkı tutuyor elinde. Kontrol altına aldığını ilan etmesi gereken tek bir şey kaldı geriye: muhalefet.

MHP zaten son cumhurbaşkanlığı seçiminde konumunu açıkça belli etti. (Bu seçimde ne olmuştu: CHP yine bizleri çiğneyip geçerek sözde MHP oylarına talip olacak bir aday çıkarmıştı. Bizim oylarımıza talip olmayı unutmuştu. Bizi temsil etmesi gerektiğini unutmuştu. Cumhuriyet’i, Atatürk ilkelerini temsil etmesi gerektiğini unutmuştu. Bu gülünç procesi ile birlikte bir kez daha sandığa gömülmüştü.) Kaldı geriye CHP. Onu da bir çay ile kandırdı.

Bu “kalkışma” niye oldu? Cemaat-AKP ilişkilerini biz mi kurduk? Biz mi dedik ne kadar it kopuk varsa hepsiyle alışveriş et diye? Niye şimdi onların paçasını kurtarmak için harekete geçmek zorundaymışız? Ya yolsuzluklar, laiklik, eğitim sistemi, kadın cinayetleri, ülkenin Ortadoğu siyasetindeki konumu, iş cinayetleri, doğa katliamları (ÖRNEĞİN YENİKAPI DOLGU ALANI), daha ne diyeyim? Bütün bunların ve daha fazlasının sorumlularını, kendi ayaklarına sıktıkları kurşundan kurtarmak için niye en ufak bir çaba harcamak zorundaymışız? Tek yürek değiliz arkadaş! Katillerle yüreğim bir değil benim! Böyle bir düşünce içindeki parti de beni temsil etmiyor zaten. Beni temsil etmeyen partiye niye oy vereyim?

Bir AKP’linin kafasından neler geçiyor? Yolsuzluk yapıldı mı yapılmadı mı diye farklı kaynakları çapraz sorguya filan almıyor bu kişiler. 4+4+4 nedir, pedagojik okuması nasıl olur diye düşünmüyorlar. Gezi parkından “sökülen” ağaçlar başka bir yere gerçekten dikildi mi diye gidip kontrol etmiyorlar. AKP’yi sorgulamıyorlar. Yandaş gazetelere göz gezdiriyorlar, AKP’li siyasetçilerin demeçlerini dinliyorlar, bu kadar, sorgulamaktan köşe bucak kaçıyorlar, tartışır gibi göründüklerine bakmayın. Ben Marx okuyan AKP’li de gördüm. İlkokul bitirememiş olanları da var, üniversitelerin çok çeşitli bölümlerinden mezun olmuş olanları da var. Mesela gezmiş adam dünyanın dört bir yanını, 6 yıl Amerika’da yaşamış. Bu kaldırımlar niye böyle, bu AKP’li belediye, niye yapamıyor diye düşünmüyor. Burası Türkiye diyor. Polis neden orantısız kuvvet uyguladı dediğinde de “dünyanın her yerinde böyle, sen anarşistlik yapıcan polis de karşılık vermeyecek öyle mi” diyor. E kaldırımlara gelince “burası Türkiye”, polise gelince “Amerika’da da böyle”? “Kaz Dağları’nda asit gölleri oluşmuş, bu altın madeninin yabancı sahiplerinin bizim devletimize ödeyecekleri para, Biga yarımadasında tarım ve hayvancılıktan elde edilen iki yıllık gelire eşitmiş fakat o madenin doğaya vereceği zarar orada 100 yıl tarımsal faaliyeti bitirecekmiş” diyorsun, “Boğaz’daki yalılara niye bir şey demiyorsunuz o zaman” diyor. “Kaçak saray” diyorsun, “camileri ahır yaptılar” diyor. Ateist AKP’liler var mesela, “imam hatipler” diyorsun, “askeri vesayeti bitirdiler” diyor. He canısı he. Bu “kalkışma” neyin nesi o zaman?

Cumhuriyet Gazetesinden: Erdoğan, HDP’nin Yenikapı’ya neden davet edilmediği yönündeki soruya ise şu yanıtı verdi: “PKK ile FETÖ’yü ayrı kefeye koymam. Böyle bir örgütle işbirliği yapanı davet etmem. Davet edersem, gazilere, şehitlere bunu anlatamam.” Kendileri FETÖ dedikleri şeyle iş birliği yapmadı mı? Bu ne yaman çelişkidir? Bunu bugünkü mitingden medet uman CHP’liler bile sorgulamazken, AKP’li seçmen tabi ki sorgulamıyor. Yani kısacası, bu kişiler inanmak istediğine inanıyor. Onları argümanlarla ikna etmen mümkün değil.

AKP’lileri AKP’den vazgeçirmenin iki yolu var, ben ikisini de biliyorum.

Kendilerini güçsüz hisseden insanlar, güce taparlar. Güçlüden yana olursa, kendisinin de başına bir şey gelmez diye düşünürler. Erdoğan’ın yaptığı ne? Hikayeyi hepimiz biliyoruz, hepimiz yaşadık, özet geçelim: En başından beri, bu ülkede dindarların mağdur olduğunu söyleyip duruyor. “Hor görüldünüz, aşağı görüldünüz, gariban görüldünüz” diye diye, gariban görüldüklerini kafalarına kaktı. Köylerden kentlere göç etmek zorunda bırakılmış, sosyal sınıfları sebebiyle iyi eğitime ulaşamayarak vasıfsız işçi statüsüne mahkum bırakılmış, onurlu, çalışkan, modern yaşama ayak uydurmak için gayret gösteren bir sürü insan, kendilerini birden “garibanlar” arasında buldu. Bu çileli hayattan bir kaçış gösterildi onlara. Tesettürün bir adabı vardı, bağlama şekli, üstüne giyilecek pardösü belliydi. Yere tükürülecek, ter kokulacak, kirli sakalla dolaşılacak, pespaye giyinilecek, kitap dergi okunmayacak, cahillik belli edilecek, kendini geliştirme ve uygarlaşma adına gösterilen çabaya derhal son verilecek. Bunun karşılığında da bunu yapın diyen adam size borçlu olacak. Televizyonlarda aydınlanmayı, eğitimi kötülerken; cahilli, yobazlığı göklere çıkardılar. Bir tembeller sürüsü yarattı Erdoğan, sergiledikleri imaj karşılığında da çeşitli sebeplerle de maaşlar bağladı insanlara (bazıları, örneğin engellilere ve bakıcılarına sağlanan yardımlar çok da iyi oldu bu arada, ama yapma niyetlerini eleştirmekte sakınca görmüyorum, kaldı ki eminim engelli vatandaşlarımız eve tıkılıp devletten para yardımı almaktansa kendileri için uygun tasarlanmış kentlerde sosyal yaşamın bir parçası olmayı tercih ederlerdi).

Sonuçta elimizde sorgulamayı, düşünmeyi unutmuş, çünkü kendi kendisinin düşüncesine değer vermeyen insanlar var. İlk seçenek bu insanları daha iyisini hak ettiklerine inandırmak. Bu hiç de kolay bir şey değil, çünkü neydi, “sizin yaşantınızı hor görüyorlar” denildi onlara. Cahilliğinizden, kabalığınızdan, zorbalığınızdan, bencilliğinizden utanmayın denildi. Medeni yaşam tarzına karşı gardını almış birine “daha iyi bir yaşamı hakediyorsun” derken küfür ediyormuş gibi görünmemek kolay değil. HDP bunu Kürt tabanında başardı, çünkü bu vatandaşlarla diyalog kurabileceği bir etnik ortak paydası vardı ve AKP’den ciddi anlamda oy aldı. Yapmamız gereken, ikna etmek istediğimiz kişiyle ortak paydalarımızı ortaya çıkarmak, ve ortada bir çıkar çatışması olduğu izlenimini kırmak. Yani biz kaymak tabakada olduğumuz için parklar yapılsın istiyoruz, onların ise parka değil AVM’ye ihtiyacı var gibi bir durum yok ortada, tam tersine kaymak tabakanın bahçeli evleri var, bodrum katlarında oturanlarınsa parklara ihtiyacı var, ama anlatamıyoruz. Aynı şey başörtüsü için de geçerli. Bizim annelerimiz, özgürlükleri için mücadele vermek zorunda kalmış bir nesil. Biz onların kızları olarak özgürce sokaklarda gezebiliyoruz, istediğimizi giyebiliyoruz, erkek kardeşlerimizden ayrı görülmüyoruz; hatta okumamız, kendimizi geliştirmemiz için pozitif bir ayrımcılığa bile uğruyoruz ki kadınlar iyi yerlere gelsin, kadın yöneticiler görmeye alışsın insanlık. Birileri de çıkmış, başörtüsüne özgürlük diyerek kadın saçından tahrik olma sapkınlığını meşrulaştırıyor, İstanbul’da doğmuş büyümüş bir takım entelektüeller de bunu alkışlıyor. Bu arkadaşlara sesleniyorum: kadın cinayetlerinin AKP döneminde katlanarak artması bir tesadüf değil. “Kadına baskı özgürlüğü” benim anneannemin kaybettiği, annemin kazandığı mücadeleye saygısızlıktır, bu o sözde aydınların atalarının onlara sunduğu ayrıcalıkların aymazlığıdır, bütün dünyadaki eşitlik mücadelesine bir darbedir.

Uzun lafın kısası, kimse kendini Erdoğan’ın götünün kılı gibi hissederken onun yerine başka birinin Cumhurbaşkanı olmasını istemez. Dolayısıyla ilk çözüm önerim: şu mağduriyet illüzyonuna kesin bir son vermek, daha iyi bir hayatın mümkün olduğunu göstermek ve bunu gerçekleştirecek gücün damarlarındaki kanda mevcut olduğuna herkesi ikna etmek.

Tabi bunun nasıl yapılacağına dair hiçbir fikrim yok (Nasıl yapılMAyacağına bir örnek CHP’nin türban açılımıdır bu arada). Yani her şeyin başı eğitim de, eğitimde hiç olmadığımız kadar kötüyken, dahası eğitim sistemimiz insanlara göt kılı olmayı öğretirken gidip tek tek kahvelerde konuşma yaparak filan kimsenin hayat felsefesine müdahale edebileceğimi ummuyorum. Buna bir çıkar yol düşünürken başlangıç noktama geri dönüyorum: Kendilerini güçsüz hisseden insanlar, güce taparlar. Ateş İlyas Başsoy “AKP Neden Kazanır? CHP Neden Kaybeder?” diye bir kitap yazmıştı, tipik bir AKP seçmenini betimlemek için kullandığı karakterinin adını da Selim Türkhan koymuştu. Benim Selim Türkhan’da gözlediğim en önemli özellik, adamın kazanan ata oynaması. Dedim ya, güçsüz olduğu için güce tapıyor. Adı üstünde güce tapıyor. Erdoğan’ın güce sahip olduğuna ve olacağına şüphesiz ikna olmuş durumda. Bu adamın birden bire facebook ismini TC Çapulcu Selim Türkhan yapmasını sağlayacak mucizevi formül, Inception filmindeki gibi, adamın beynine Erdoğan’ın bir sonraki seçimlerde kaybedeceğinin tohumlarını ekmek. AKP demiyorum, Erdoğan diyorum. Çünkü Selim Türkhanların Davutoğlu’nu ciddiye almadıkları anketlerle ortaya konmuştu. Yani bu insanlar AKP’nin ve AKP politikalarının peşinden gitmiyor, Reis’in peşinden gidiyor.

Yani AKP’yi çökertmenin ikinci ve realistik yöntemi, iradesiz seçmene Erdoğan’ı güçsüz göstermek. Peki bunu yapabilecek miyiz?

Şimdi geliyorum neden bugün yazdığıma. Ben Köy Enstitüleri kapatıldığında daha portakalda vitamindim. Kore Savaşı’na katıldığımızda henüz hayatta değildim. Son darbe yapıldığında birbirinden uzakta iki ayrı hücreydim. Benim ömrü hayatımda gördüğüm en büyük siyasi hata/hıyanet Kılıçdaroğlu’nun bugünkü AKP mitingine katılması. Yüzünü tarihte ilk kez CHP’ye dönmüş sol örgütleri bunu akıllarından geçirmiş olduklarına pişman etti, kendi tabanının yetti gayrı demesine sebep oldu. AKP’li seçmenin gözünde Erdoğan iki muhalefet partisini bir araya getirmiş oldu, ve artık mutlak güce sahip olduğunu ispatladı. Boğaziçi Üniversitesi’nin internet sayfasında bu miting şöyle duyuruldu: “15 Temmuz’da gerçekleşen başarısız darbe girişiminde şehit olan vatandaşlarımızı anmak ve günlerdir devam eden demokrasi nöbetlerini taçlandırmak amacıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde yapılacak olan Demokrasi ve Şehitler Mitingi, 7 Ağustos Pazar günü saat 17:00’de Yenikapı’da başlayacak.” Milyonların önünde konuşma imkanı buldu diyen saf CHP’lilere de ne diyeyim bilemiyorum, Erdoğan’ın başlattığı sloganı yanlış anlayıp “yol ver geçelim Taksim’i ezelim” yerine “yol ver geçelim Tayyip’i ezelim” diye bağırmış bir güruhtan bahsediyoruz, Kılıçdar oraya çıkıp “Türkiye laiktir laik kalacak” diye bağırsa da bu kalabalık deli gibi alkışlayacak, çünkü onların gördüğü manzara Reis, ve bir zamanlar muhalefet olan, fakat nihayet “tek yürek olmuş” iki kuzusu.

Bu manzaradan sonra “Amerika Erdoğan’ın ipini çekmiş”, “Erdoğan’ın sonu yaklaşmış”, “hastalığı çok ilerlemiş” filan demeye devam edecek cesareti ben kendimde bulmuyorum. Peki daha kendi kendimi ikna edemezsem bu ateşli güruhu nasıl ikna edeceğim Erdoğan’ın güçsüz olduğuna?

Kılıçdaroğlu’nu ve o mitinge katılan herkesi aforoz ederek. Tepkimizi ÇOK NET bir şekilde ortaya koyarak. CHP’yi bu hareketinden sorumlu tutmalıyız sevgili ben ve benim gibiler. Yönetim kadrosunda ciddi bir yeniliğe gideceğinin işaretlerini acilen vermesi, işaretleri takiben de bunu gerçekleştirmesi gerekiyor. Biz merhametli, kıymet bilen, duygusal insanlar olduğumuz kadar aklıyla düşünen, sorgulayabilen insanlarız. AKP, CHP, MHP, isimler değil önemli olan. ĞĞĞ diye parti çıksın, bizi temsil ediyor olsun, ona oy veririz, bayraklarını asarız. Çok istersek açarız davamızı, en iyi hukukçular bizde, alırız CHP ismini de, hatırasını koruruz. Yeter ki bu vatan hainlerinin yaptıkları yanlarına kalmasın. Tabi ki ideal olan bu değil! Yeni bir parti kurulması, dışarıdan destek almadan belli bir yere gelmesi imkansıza yakın. Benim istediğim ve umduğum CHP’nin kendini düzeltmesi. Ama bunun için seçmenler olarak baskı kurmamız gerekiyor. Bunun yollarını da Gezi’den öğrendiğimiz gibi, imece ile, hep birlikte belirleyelim.

Ey Kılıçdaroğlu,

sen merdivene ters bindin, bizi bindiremezsin!

Her şeye rağmen CHP değil.

Her şeye rağmen hukuk. Her şeye rağmen eşitlik. Her şeye rağmen akıl.

Her şeye rağmen cumhuriyet.

Merdivenli” için bir yanıt

  1. 1) “İstanbul Belediye Başkanı adayı olarak çıkarmışlardı, o zaman da ısınamamıştık,”
    Yerel seçim sonuçlarında bariz başarıyı görebiliyoruz. 1989 shp’nin %35.95’sından bile daha başarı söz konusu,Türk solu adına. Kılıçdaroğlu’nun aday olduğu 2009 seçiminde %36.98’lık sonuç var. Gayet başarılı. Eğer “biz” alışamamış ve ısınamamış isek bu bizim öngörümüzün zayıflığı olmaz mı? Başarı göstermiş ve bunu “bizden biri” olarak yapmış birine “ben ısınamadım,boyu kısa. isterse yüzde 90 alsın” demek ne kadar yapıcıdır?
    kaynak https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul_B%C3%BCy%C3%BCk%C5%9Fehir_Belediye_Ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1_se%C3%A7imleri#2009
    2) “CHP ki, Gezi’yi sloganlarına alet etmiş, eylemliliğine yön vermesinden ise itina ile kaçınmış… “Gezi çocukları” diye lafa başlayıp, utanmadan, İstanbul Büyükşehir için Sarıgül’ü aday göstermiş… ”
    Chp’nin Gezi’deki tavrı, mümkün olduğunca uzak durarak orayı politize etmekten kaçınmak üzerine idi. Milletvekilleri de bireysel olarak katıldılarsa katıldılar. yanlış bir karar olarak nitelendirilebilir. Ama suçsuz yere hayatını kaybeden gençleri anmak, bu insanların hesabını mecliste sormaya çalışmak ve bu faaliyeti yaptığını -bir kıvanç kaynağı olarak- sunmak, Gezi’yi slogana alet etmek olarak nitelenir ise, bu art niyettir. Mecliste Gezi’yi sahiplenecek tek parti CHP idi. Hele ki Gezi’de darbeyi görenler, ülkücülerin alakası yoktur diyenler ve Gezidekilere ölüm emri verenler arasında savunmaları, bulunmaz bir durum. kötünün iyisicilik ile bu aynı şey değil. alternatifsizlik bu. oy verirken değil, gündemi takip ederkenki alternatifsizlik.
    Sarıgül tercihinden daha iyi bir aday ön plana çıkmadı o dönem. Ne yazık ki.
    3) Cb seçimindeki eleştiriler tam bir facia. Uğur Dündar’ları aday gösterip sandığa gömülmek varken neden Ekmel Bey’ile gömülmüşler deniyor adeta. İkinci bir tur olsa rte yenilecekmiş gibi… Velev ki öyle bir isim çıktı ki tüm chp kol kola, tüm sol halaya durmuş; rte karşısına koyacağın her x kaybedecek. bunun dışındaki bir senaryoya inana hayalperesttir. Eğer “benim duruşum olsun heyt!” denilecekse, siyasetten anlaşılması gereken şey yoktur ortada. Tek sıkımlık kurşunumuz vardı. sıktık tutmadı. cb seçiminde çaresizdik. kabul etmek lazım.
    4) “Tek yürek değiliz arkadaş! Katillerle yüreğim bir değil benim!”
    Açıkçası burada darbeyi yapandan çok yapılan ön planda. Türkiye Cumhuriyeti. TC yoksa, sen de yoksun ben de yokum rte de yok. istersen yarasalar ve insanlar diye kutuplaşmış ol, eğer yurdunuz ortak ise, bunu kaybetmemelisiniz. Önce yurdunuzu bağımsız bir şekilde var etmeli sonra didişmelisiniz. Buna vatan bilinci deniyor. malum kişiden tiksiniyorum. hiçbir ortamda izlemeye ya da dinlemeye tahammülüm yok. ama ülke yoksa biz de yokuz. demokrasi nöbeti gibi ucubelikler yanlış ama darbe varsa, siyaset buna karşı durmak zorundadır. Chp oraya gitmez ise, terörist ilan edilirdi. Ama zaten, siyaset kurumuna dahil herkes darbeye karşıdır. Peki oradaki sığır sürüsüne, “Ne darbe, ne dikta” diyebilmek, bu denilenin ardında değil misiniz? ya deklare edilen 12 madde? Taksim manifestosu? Tek yürek değiliz tamam, ama aynı yeri paylaşan, aynı havayı soluyan insanlarız. bunu bilmeden gözleri kapatıp yumruk sallamak boşa. Olanların suçlusu olarak görmek, geçmişteki sicili ile tiksinmek gibi sebepler olağanüstü durumlarda geçerli değildir yani. bir yanlışı diğer bir yanlışla düzeltemeyiz. rtenin sicili kabarık, demek ki yanında olmamalıyız? bu nasıl bir mantıktır?
    5) cb meydanlarda açık açık maalesef ben de destek oldum bu fetö’ye dedi, Allah affetsin diye de ekledi. orada o mevzu akp için kapandı. ancak geriye kalan kesim için hayır. Bunun hesabı er geç sorulacaktır. Bu işten sıyrılmak mümkün değil. birçokları ileride hapse girecek bu tarz durumlar yüzünden. Geleceğe dair umudunuz varsa bu konuda da umudunuz olmalı. benim gelecek kaygım çok fazla-hatta umudum yok- o yüzden pek inanmıyorum açıkçası.
    6) “Kılıçdar oraya çıkıp “Türkiye laiktir laik kalacak” diye bağırsa da bu kalabalık deli gibi alkışlayacak, çünkü onların gördüğü manzara Reis, ve bir zamanlar muhalefet olan, fakat nihayet “tek yürek olmuş” iki kuzusu.”
    İşte en büyük saçmalık bu, yazıdaki. Kılıçdaroğlu’nun ilk anons edildiğinde saat 3 4 sularında, yuhalandığını bilip şu kelamı etmek tam bir saçmalık. O kalabalık büyük çoğunluğu akpli bir kalabalık idi. En iyimseri “renk kattı” derken “bunun burada ne işi var” diyenler hiç az değil. Nasıl olur da alkışlamaları beklenir anlaşılır değil. En az alkış alan kişi Kılıçdaroğlu idi.

    Bu saydığım göze çarpan belli başlı noktalar dışında güzel bir yazı olmuş, tebrik ederim. Birkaç yerde de cümlelerde anlatım bozukluklarına rastladım.
    Özellikle akp kitlesi ve rte ile ilgili kısım güzel tespitler içeriyordu.

    Ben de CHP’nin nasıl ıslah edileceğini biliyorum. Bunun da 3 yolu var.

    Muhalafete muhalif olarak değil.
    CHP bünyesinde, CHP için; hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, saygı, sevgi, Atatürk’ün ilkeleri ve devrimleri ve bilim doğrultusunda fikir üreterek.
    Yapılanların yanlışından şikayet etmek yerine doğrusunu önererek.
    CHP’ye karşı değil, yaşatacak bir CHP için çalışarak.

    Bu arada, ben de o yazıda geçen “biz”denim. Üniversite öğrencisi, beyaz yakalılığa adım atacak, Atatürkçü genç bir dimağ olarak buradayım.

    Umarım, netleşmesini beklediğiniz şahsi hayatınızın sıkıntıları çabucak sonuçlanır, hakkınızda en olumlusundan 🙂
    Mutlu yarınlar.
    Sağlıcakla kalın.

    Liked by 1 kişi

Eski Solcu için bir cevap yazın Cevabı iptal et