Şikayetli

 

Günlükleri Pazar günleri yazıyorum, bu sefer Salıyı buldu işin başına oturmam, gecikme için özür dilerim. Üstüne üstlük bu hafta o kadar dolu geçti ki, belki bir ayda yazacağım şeyi, şimdi iki yazıya sığdırmaya çalışacağım. İyi ve kötü bazı şeyleri paylaşmam lazım, sıkmadan yormadan, hadi hayırlısı.

 

Hafta olaylı başladı. Pazartesi sabahı, bir hafta önce servise verdiğim laptop ne alemde diye internetteki takip sistemine bakayım dedim. Durum: Beklemede. Haydaa… 400 lira yatırdım, paranın karşı tarafa ulaşmasının üzerinden 3 gün geçmiş, neyi bekliyorlar ki? Gidip sorayım dedim. Babam o gün doktora gidecekti, hem ona eşlik edeyim, sonra da o da beni servise götürür diye düşündüm.

Elimde bana verdikleri, “cihazınızı bununla teslim alacaksınız” dedikleri biricik A4 kağıdımla girdim içeri. Yanımda da babam. (Bu noktada yine içime dert olan bir başka konuya değinmek istiyorum. Bir şeyi beceremediğimde, gündelik bir bilgiyi ilk defa duyduğumda, bir işi yapmaya üşendiğimde filan “millet senin yaşında evlenip çocuk sahibi oluyor” gibi laflar edilir; ama annem babam veya o kuşaktan biri yanımdayken üçüncü bir şahısla diyaloğa girecek olsam asla ve asla muhatap alınmam ve diyalog birden yanımdaki “büyüğüm” ve bahsi geçen üçüncü şahıs arasına kayar. Bunda dişiliğimin de etkisi aşırı belirgin, kendi yaşıtım bir erkekle beraber isem yolu ben sorarım, şahıs yanımdaki erkeğe dönüp tarif eder mesela.) Babam dosdoğru ordaki güvenlik/danışma deskine yöneldi ve girdi lafa. İşte biz falanca gün laptopu tamire verdik hala beklemede diyormuş sistemde, hayırdır gibisinden bir tonda. Ben de “ücreti de verdik, dekontu da yolladık” filan diye eklemeye çalışıyorum aradan. Adam bunun üzerine dünyanın en sinir bozucu cümlesini zikretti: “Siz oturun arkadaş ilgilenecek.”

15-20 dakika bekledik.

Arkadaş geldi. Hiçbir şey sormadan, demeden, elimdeki kağıdı aldı. Gitti.

15-20 dakika bekledik.

Arkadaş bu sefer elinde karton bir kutuyla geldi, üzerinde Asus yazıyor. Ben bir an sevindim tamir bitmiş demek ki diye. Bir kağıt uzattı bana, elimden aldığı kağıda benziyordu ama bir farkla, bu seferkinin üzerinde, laptopun probleminin yazılı olduğu yerde TEKLİF RED CİHAZ İADE yazıyor.

Abi siz benle dalga mı geçiyorsunuz. 400 lirayı ben yatıral-

Diyemedim, cılız sesim asla muhatap alınmadı, diyalog arkadaşla babam arasında geçti. Ben oraya ” yurtdışında yaşıyorum, kısıtlı vaktim var, süreci hızlandıramaz mıyız” demeye gitmişim, arkadaş denen herif elimden yegane belgemi almış ve ne istediğimi bana sormadan laptopu tamir edilmemiş halde iade etmeye çalışıyor bana. Ve bu saçmalık için 400 tl vermişim 3 gün önce.

Bir de neymiş, sistemden çıkarmışlarmış, teslim aldım diye imza atmam gerekiyormuş, onlar sonra cihazın sisteme girişini tekrar yapacaklamış. Laptop namına sadece içine laptop sığması muhtemel bir karton kutu görmüşüm sabahtan beri sadece, niye teslim aldım diye imzalayayım teslim almadığım şeyi pardon? Bunu asla ama asla anlatamadım arkadaşlara. ArkadaşLAR oldu tabi süreç ilerledikçe. Ayrıca ben İstanbul’a gelir gelmez soluğu keyfimden sanayide almadım, 20 gün içinde teslim etmek zorundalarmış servise verilen cihazları, ben de zaten 20 küsür gün burada olduğum için acele ettim, şimdi sisteme yeniden girince süreç yeni baştan başlayacak, bunu kabul etmem diyorum. Yok anlatamıyorum. Atmadım hiçbir yere imza mimza. Neyse doğru düzgün de ifade edemiyorum tabi o esnada kendimi, çünkü babam ve arkadaşlardan kalan boşluklara sığdırmaya çalışıyorum sözcüklerimi…

Çıktık ordan. O günün geri kalanını annem ve dünya tatlısı arkadaşlarıyla geçirdim ama benim kafam kazan gibi olduğu için sadece yalnız kalmayı dilemekteydim.

 

Ertesi gün sabrım sınanmaya devam etti. Fulya’daki İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde saat 15.00’da göz muayenesi randevum vardı. 3’e çeyrek kala oradaydım. Neden mi? Geç kalıp milletin gününe çirkinlik katma peşinde değilim de ondan. Doktor hanım ameliyattaymış ve bu ameliyat 1,5 saat geç başlamış. Olabilir. İnsanız sonuçta, makine değiliz, her şey olabilir. Hele de sağlık söz konusu olduğunda böyle bir şeyi asla mesele etmem. Kaldı ki ben rutin bir muayeneye gelmişim, aciliyeti olan bir şey değil, o gün gider başka gün gelirim en kötü. Ama yok. Bu ülkeden gitmenin mantıklı bir seçim olduğuna ikna olmadan bırakmazlar seni. Bu ameliyattaymış, gecikmiş, filan falan açıklaması bana 14.45’te oraya ilk gittiğimde yapılmadı. 15.00’da yani randevu saatimde de yapılmadı. 15.15’te ben “nedir durum bir problem mi var” dediğimde aldığım cevap “yoo her şey yolunda” oldu. 15.30’da daha keskin bir tonla “doktor hanım gelecek mi” diye sordum. O zaman bu hikaye telafuz edildi, ayrıca benden önce 2 hastanın daha olduğunu öğrendim. “10 dakika içinde burada olacakmış” gibi ucuzluklarla tam 1 saat oyaladılar bizi orda. 4’ü biraz geçe doktor geldi. Benden önceki iki hasta girdi. Ben de girdim sonunda, 5 dakika baktı, damla damlatılsın dedi çıkardı beni yine. Bir yarım saat de öyle bekledim. Sonra yine 5 dakika baktı, numaram artmış gerçekten de azıcık.

6’ya geliyordu saat, çıkabildim hastaneden. Pardon hastane demişim, mezbaha demeliydim. Numaram artmış olmasaydı herhalde apar topar ameliyata sokacaklardı beni. Lazerin L’sini demeden doktor bana “lazer için biraz daha beklemeniz gerekecek” dedi. Elbette bütün özel hastanelerin birincil amacı kar etmek. Ama bu kadar da hissettirilmez ki kardeşim!

Uzun lafın kısası, lazer düşünmüyorsanız kesinlikle gitmeyin İstanbul Cerrahi Hastanesi’nin Göz bölümüne. Düşünüyorsanız da ameliyattan önce saatlerce bekletilmeyi, doktor peşinde koşmayı, mezbahada büyükbaş hayvan muamelesi görmeyi göze alıp gidin. Yan koltukta benle aynı süre ameliyat için bekleyen insancıklar vardı…

Doktor hanım da bütün bu süreçte inanılmaz derecede rahat. Söyleniyorlar diye biz hastalara kızıyor hatta. Kesinlikle hiçkimse doktora gerginliğini yansıtmadı oysa, herkes medeni bir şekilde, hastane koşullarına duyarlı bir şekilde oradaki yönetici bir beye iletti şikayetini. Doktor bu düzenden memnunsa, affedilecek bir tarafı yok. Yok eger olan biteni farkında değilse, yine affedilecek bir tarafı yok.

Ay neyse daha fazla iç karartmaya da gerek yok. Çarşamba gününden itibaren şansım döndü, dopdolu güzel bir hafta geçirdim. Uzak durmanızı tavsiye ettiğim şeylerle dolu bu yazının peşinden mutlaka görmeniz gereken şeyleri yazıyorum.

 

Sevgili insancıklar,

birbirimizin asabını bozmasak?

Şikayetli” için bir yanıt

Cem için bir cevap yazın Cevabı iptal et