Almanya 101 – Borcumuz ne kadar?

Öncelikle mesajlarınız, yorumlarınız, desteğiniz için çooook teşekkür ederim. Çok çok çok mutlu oluyorum herhangi bir geri bildirim aldığım anda. Dediğim gibi, aklıma gelen her soruyu yazının içinde yanıtlamaya çalıştım ama yine de herhangi bir sorunuz olursa mesaj atabilirsiniz. Yurtdışında yaşayan, hatta Almanya’da yaşayan bazı arkadaşlarım da blogumu takip ediyorlar, fark ediyorum 🙂 Sizden bir isteğim var: eğer bahsettiğim konularla ilgili eklemek istediğiniz bir şey olursa, veya yanlış bildiğim bir şey olduğunu fark ederseniz lütfen burada, facebook’ta, instagram’da istediğiniz yerde yazın, ekleyin, düzeltin!

Geçen yazımda Almanya’da barınma konusundan bahsettim, 10 metrekarelik yurt odasından bahçe içi müstakil evlere kadar çeşitli seçenekleri anlattım, çok zor ve sıkıntılı bir süreç olan kalacak yer bulma konusuyla ilgili ipuçları vermeye çalıştım. Çoook uzun bir yazı oldu, kusura bakmayın…

hani nerde diyorsanız, buyrun burda:

blog foto2

Bu sefer elimden geldiğince özet ve kısa tutmaya çalışarak bu işin cezasını açıklayacağım.

Aşağıda yazdıklarım sadece ÖĞRENCİLER için bu arada. Bir öğrencinin yaşama masraflarını anlatıyorum yani.

Ne yalan söyleyeyim, vize mize öyle şeylerin ücretlerini hatırlamıyorum. Zaten öyle tek seferlik masraflar değil, yaşama masrafları bu işin altından kalkıp kalkamayacağınızı gösterecektir esas. Kısaca temel harcamaların üstünden geçelim.

 

Üniversite harcı

Üniversite eğitimi için yurtdışına gitmeyi düşünenler açısından Almanya’nın şöyle cazip bir tarafı var, üniversiteler bedava… idi. Bu sene itibariyle Baden-Württemberg ve Nordrhein-Westfallen eyaletlerindeki üniversitelerde, Alman Lisesi mezunu olmadığınız veya Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden birinin vatandaşı olmadığınız takdirde yabancı öğrenci sınıfına giriyorsunuz ve dönem başına (bir yılda yaz ve kış olmak üzere iki dönem var) 1500 avro harç ödemeniz gerekiyor.

Diğer bütün eyaletlerde, veya bu eyaletlerde de Alman Lisesi mezunlarına veya Avrupa Birliği vatandaşlarına ise dönemlik sadece 100-200 avro arası bir harç var, şehirden şehire değişiyor, ayrıca her sene zam geliyor. Ben ilk dönem 130 küsür avro ödemiştim, en son 150 küsür ödedim.

1500… Çarp 4,15 ile, 6.225 ediyor, senede iki dönem var demiştim, yani yukarıda belirttiğim duruma denk geldiyseniz bir senede okulun saf masrafı size bugünün kurundan 12.450 TL etti bile. Yine de bu rakamlar İngiltere, Amerika, Hollanda gibi ülkelerle kıyaslandığında küçük kalıyor. Senelik harçlar bu ülkelerde 125.000 TL’yi bulabiliyor.

 

Diğer eğitim masrafları

Harç dışında masraflar da çıkıyor illa ki. Defter, kalem… Her yerde şubesi olan kırmızı tabelalı bir “1 Euro Shop” var ( bi milyoncu), bizdeki bi milyonculardan farklı olarak bi milyoncu diye girip kasada aldığınız şeyin fiyatının beş milyon olduğunu öğrenmiyorsunuz, gerçekten her şey 1 avro 😀 Yalnız şöyle de bir şey var, Almanya’da i-na-nıl-maz güzellikte kırtasiye ürünleri var, yani ben ki hep kullandığım basic mavi tükenmezden şaşmayan bir insanım, gidip bir dolma kalem aldım dayanamayıp. Dikkat etmek lazım, Almanya kırtasiyelerinde servetler eriyebilir.

Şaka bir yana, kırtasiye ürünleri tabi ki bütçenizi kıpırdatmayacaktır bile. Bölüme göre farklı harcamalar olabilir. Örneğin mimarlık en masraflı eğitimlerden biri. İyi bir işlemciye sahip bir bilgisayara ihtiyacınız var. En can yakanı o da değil. Model malzemeleri (kartonlar, yapıştırıcılar, köpükler, alçı, beton, boyalar…) ile paftaların matba masrafları özellikle dönem sonlarında ciddi boyutlara ulaşıyor. Bitirme projemi hazırladığım dönem bu işe toplam 300 avro harcamıştım. Diğer dönemler daha azdı. Onun dışında, KIT’de Mimarlık bölümünde zorunlu geziler var her dönem. İlk dönem Venedik’e gitmiştik, 180 avroydu, son dönem yakınlardaki bazı şehirleri gezdik, 60 avroydu.

İkinci bir örnek olarak bilgisayar mühendisliğini vereyim. En büyük harcamaları ders kitapları. Bazı kitapların fiyatı kitapçıdan sıfır alındığında 60 avro civarı olabiliyor, internetten ikinci el satın almak da mümkün. Zaten almak zorunlu bile değil ders kitaplarını, öneriliyor sadece, o da her derste değil. “Bir baksam iyiydi ama para vermek istemiyorum” derseniz üniversitenin kütüphanesinde çok büyük ihtimalle zaten bulursunuz hocanın önerdiği her türlü kitabı, orada yoksa fakültelerin kendi kütüphaneleri de var. Onun dışında, fotokopi, eski sınavları satın almak filan gibi ufak tefek masraflarınız da olur, ama mimarlıkla kıyaslandığında mühendislik bölümlerinde harç harici harcamaları yok sayabilirsiniz bence.

Barınma

Kiralardan bir önceki yazımda bahsettim. Burada biraz daha ayrıntıya gireyim. Emlak sitelerinde ararken üç sözcükle karşılaşacaksınız: Kaltmiete, Nebenkosten (kısaca NK) ve Warmmiete. Kaltmiete’nin Türkçe karşılığı “soğuk kira”. Daire ve apartman giderleri HARİÇ, ev sahibinin belirlediği çıplak kira. Ama bu fiyata bakarak karar vermiyoruz. Çünkü bunun üstüne Nebenkosten ekleniyor, yani “yan giderler”. Bu da benim şimdiye kadar gördüğüm kadarıyla 50-300 arası değişiyor.

Kaltmiete’nin Nebenkosten eklenmiş haline Warmmiete deniyor, Warmmiete’nin de karşılığı “sıcak kira”, ama bu isim sizi yanıltmasın, ısınma giderleri çoğu zaman Warmmiete’ye dahil değildir. (zzgl. Heizungskosten yazıyorsa dahil değildir, inkl. Heizungskosten yazıyorsa dahildir.) Nebenkosten aslında bildiğimiz apartman aidatı. Yani özel olarak sizin dairenizi ilgilendiren şeyler değilde, çoğunlukla apartman merdiven ve koridor elektriği, kapıcı maaşı, bir takım vergiler ve sigortalar bu ücrete dahil. Su, ısınma ve elektrik de dahil olabilir, olup olmadıkları ilanda yazar. Su ve ısınmanın dahil olması daha olası bir durum, elektrik ise genelde kiracıya bırakılıyor.

Eşyalı ev kiralayacak olursanız tüm masrafların kiraya dahil olması daha yüksek ihtimal. WG’de kalacaksanız masraflar tabi ki bölüşülüyor. Yurtlarda da genelde her şey dahil olmasına rağmen bazı yurtlarda ekstra masraflar olabiliyor. Hem yurtlarda, hem de evde, eğer belirlenmiş olan miktarın üstünde harcama yaparsanız aradaki farkı size ödetiyorlar, ama altında kalırsanız üstünü size iade etmiyorlaaar 🙂

Bütün bunlara ek olarak internet masrafı var. Yurtlarda kablosuz internet mutlaka vardır ama eşyalı evlerde bile internetin dahil olduğunu çok nadir gördüm, genelde kendiniz kendi adınıza bağlatmanız gerekiyor. Vodafone, Unitymedia, O2 gibi internet sağlayıcıları var. Biz eski eve O2 bağlatmaya çalıştık, bir türlü beceremediler. Sonra Unitymedia bağlattık, onda da pek memnun kalmadığımız detaylar oldu. Sonraki evde Vodafone bağlattık, her şey sorunsuzdu.

Yalnız Almanya’da her şey çok eski. Adamlar zamanında iyi bir sistem kurmuşlar, zırt pırt yıkıp yeniden yapmıyorlar tabi. O yüzden illa fiberoptik internet beklemeyin. Evlerde de başka türlü sorunlar çıkabiliyor zaman zaman, altyapının “eskiliğini” hissediyorsunuz ara sıra. Ben şahsen bir İstanbullu olarak musluktan paslı su akmasına gayet alışkın olduğum için hiç sıkıntı yaşamadım. Pas zehirli değilmiş onu öğrendim, tabi o çamur gibi haliyle de içmeyiverin, az akıtın.

 

Yeme içme

Hazır paslı su filan demişken oradan devam edeyim, ALMANYA’DA MUSLUK SUYU İÇİLİR. Sakın buralara gelip de su satın aldığınızı duymayayım sakııııınnnnnn! Çeşmeden su içmek kadar büyük bir lüks yok. Bunu bulduğumuz yerde sürdürelim, bulamadığımız yerde talep edelim. Su bir insan hakkıdır! Evde musluktan akan suya da para ödüyoruz diyeceksiniz ama en azından boşuna plastik ambalaj tüketmiyoruz. Ayrıca Avrupa’nın her yerinde, İngiltere dahil, en lezzetli su musluk suyu. Ambalajlı su hem çok pahalı, hem de çok tatsız.

Karlsruhe’nin suları kireçli. İstanbul’dan bile daha kireçli. Ama kireç de sağlığa yararlı bir şeymiş, kemiklere iyi geliyormuş. Doktordan duydum ben bunu! Kireç insana zararlı değil de, makinelere zararlı. O yüzden de Brita filtresi alacaksınız (bunlar için para almam lazım ama neyse), filtrelemeden kettle’a su koymayacaksınız. Biz içeceğimiz suyu musluktan filtrelemeden içiyoruz, çok lezzetli bir su. Sadece dediğim gibi kaynatacağımız zaman filtreliyoruz. Diğer türlü çayın içinde beyaz beyaz kireç parçaları oluşuyor zaman içinde. Onun da çaresi var, suya bol sirke katıp (veya temizlik için satılan konsantre sirkelerden alabilirsiniz) kettle’ı çalıştırın, kireç kabarıp parça parça kalkacaktır.

Gelelim musluktan akmayan yiyecek ve içeceklere… Buyrun çantamdan çıkan market fişi:

  • 1 kilo patates – €1,49
  • dondurulmuş pizza – €2,69
  • 125 gr bebek ıspanak – €1,99
  • 600 gr dana kıyması (karışık alırsanız daha ucuz, sırf domuz almayın tadı yok) – €4,60
  • tost ekmeği – €1,69
  • iglo dondurulmuş bezelye ve havuç – €2,49
  • yarım litre süt – €0,79
  • taze portakal suyu – €1,49
  • tuvalet kağıdı – €3,79
  • ped – €1,85

Benim gibi şaşkın oğlu şaşkın bir insansanız bu fiyatlar bir anlam ifade etmeyebilir 😀 Ben Almanya’ya gelmeden önce bu yazıyı okuyor olsam, annemi çağırırdım, bakardı, 4,15’le çarpıp karşılaştırır, sonra çarpmadan karşılaştırır, bir yorum yapardı diye düşünüyorum. O yüzden bu fişi buraya bıraktım, belki işine yarayan olur!

Bir de tabi unutmadan, 6’lı pakette bira fiyatları 3,5-6 avro arası değişiyor. 20’lik kasa fiyatı da yanılmıyorsam 15 avro civarı.

 

Keyif

Keyif için yapılacak şeyler tabi kişiye göre değişir. Karlsruhe’de dışarıda bir restoranda bir tabak yemek ve yanına bir alkolsüz içecek veya bira 10-12 avro tutar. Kokteyller ve damıtılmış içkiler 5-20 avro arası değişir.

Opera, tiyatro, konser biletleri öğrenciler için oldukça uygun. Salonlar çok iyi. Karlsruhe’deki devlet operası salonunda (Badisches Staatstheater Karlsruhe) öğrenci biletleri her kategorinin yarı fiyatı. Yani en önden bilet alırsanız da normal fiyatın yarısı, en arkadan alırsanız da. Örneğin biz şimdiye kadar en kötü kategori değil onun bir önünden aldık sanırım hep, 10-15 avro gibi bir şey oldu. Tabi ki kurla çarpıp TL’ye çevirince ucuz olmuyor, burada kazanmak lazım. Onu da anlatacağım aşağıda.

Sinema biletleri de İstanbul’daki durumla aynı. Her yer IMAX doldu. Anlamıyorum o kadar abartacak ne var, dünyanın parasını veriyorsun, ekranın dibindesin, biraz kenara denk gelirsen saçma sapan bir şey oluyor. Tabi 3D filmlerde mecburen o altyapıya sahip bir salona gitmek lazım. Ama onun dışında eski, şık sinemalar daha çok hoşuma gidiyor benim, kadife perdeli, kristal avizeli filan… Hem çok daha ucuz, hem de daha keyifli bir deneyim. Almanya’da bir sürü film festivali var, sinema festivalleri ve ödülleri zaten olukça prestijlidir Almanya’nın. Sadece festival filmleri yani genellikle bağımsız filmleri oynatan sinemalar var, yine daha ucuz oluyor. Kısacası bu sektör İstanbul’la tamamen aynı diyebilirim.

Başta da dediğim gibi, herkesin hobilerine göre masrafı değişir. Ben elektronik piyano aldım mesela, apartmanda sesini kısabilme imkanı önemli olduğu için, 399 avroya. Thomann diye büyük bir müzik marketi var, kendi markalarıydı bu piyano. Yamaha’lar filan 2000 avroyu aşıyor. Müzik aletleri ve aksesuarlarında geniş bir kalite (dolayısıyla fiyat) yelpazesi var. Aynı şey spor malzemeleri için de geçerli. Almanya’da parklarda çok yaygın olarak taş pinpon masaları var. Ucuz bir masa tenisi raketi ve outdoor için uygun (biraz daha ağır olan) toplardan alırsanız alın size neredeyse bedavadan spor. Koşmak da bedava, her yer yeşil, her yer parkur.

 

Gezmece

Gezmece deyince ulaşım masraflarından başlamak lazım. Şehir için toplu taşıma masrafları şehirden şehire değişiyor. Karlsruhe’de tek yön bilet 2,40 avro. Tek yön biletler, günlük biletler, kısacası böyle tek seferlik alınan biletler Avrupa’da Türkiye’ye göre çok pahalı. O yüzden bir yere yerleştiğiniz zaman zaten abonman kartı alacaksınız. Benim bu konuda tek bildiğim fiyat Karlsruhe’deki dönemlik (6 aylık) öğrenci bileti, bu sene 151,10 avro. Bu fiyata da her sene zam geliyor malesef. Onun dışında bir çok şehirde öğrenciler bu karta sahip olmasalar dahi 18.00-05.00 saatleri arasında okudukları şehirde toplu taşımayı ücretsiz olarak kullanabiliyorlar. Ben lisans eğitimim boyunca 3 dönem satın aldım kartı, diğer 3 dönem ihtiyaç duymadım. Staj veya oturduğunuz mahallenin okula uzaklığına göre karar verebilirsiniz.

Bisiklet fiyatları sıfır alındığında 1000 avroya kadar bile çıkabiliyor. Tabi en iyisini almak isterseniz. Real süpermarkette 200 avroya da bisikletler var, kullanan bir tanıdığım var hatta gayet memnun olduğunu söyledi. İkinci el almaya kalktığınızda ise fiyatlar 15 avroya kadar düşebiliyor. Bu konuda malesef epey cahilim ama sanırım özellikle bisiklet tutkunuz yoksa, sadece şehir içinde ulaşım amaçlı kullanacaksanız ucuz bir bisiklet işinizi görür. Zaten meraklısı olanlar da kendilerine uygun olan ekipmanı da piyasasını da gayet iyi biliyorlardır o yüzden detaya girmiyorum. Bu konuda esas fark yaratan şey kilide ne kadar para verdiğiniz oluyor, çünkü malesef bisiklet hırsızlığı çok yaygın! Finlandiya’nın Pori şehrinde insanlar bisikletleri kilitlemeden bırakıyorlardı, o medeniyet seviyesine buralarda daha ulaşılamamış!

Şehirler arası ulaşıma gelirsek… En güzeli tabi ki tren yolculuğu. Biliyorum ki birçok kişi için tren yolcuğunun ayrı bir keyfi var, bir kere yol çok huzurlu. Tarlaların, köylerin arasından geçmek mi, sessiz sakin ortam mı, trenin rayların üzerinde çıkardığı ses mi, yoksa farklı şeylerle uğraşan farklı tipte yolcuları gözlemlemek mi bilmem, tren çok ayrı bir deneyim. Fakat çooooook pahalı. Almanya’da tek tren şirketi var, Deutsche Bahn. Ne kadar pahalı anlatamam, tek yön 120 avro filan biletler genelde. Sık kullananlar için Bahncard denen bir olay var, birkaç çeşidi var, yıllık belli bir aidat karşılığı ciddi indirimler sağlıyor kartın çeşidine göre. Sık kullanmıyorsanız mantıklı değil tabi. Bazen sürpriz fiyatlar çıkabiliyor, Sparrangebote gibi bir başlık altında fırsat fiyatlarını yakalamak mümkün, ama o da istediğiniz yere istediğiniz tarihte olmayabiliyor tabi. Nasıl gideceğiz bir yerden bir yere o zaman derseniz, otobüsle. Otobüs şirketi de tekel! Flixbus, diğer tüm şirketleri satın almış. Alman Postası’nın markası olan Postbus’u bile satın almış diye duydum. Sürekli geç kalıyor, illa ki bir 15 dakika gecikiyor. Otobüsler çoğu zaman havasız oluyor. Yani trenle karşılaştırıldığında sinir bozucu bir yolculuk türü. Ama fiyatları çok ucuz. Almanya’nın bir ucundan diğer ucuna bulabileceğiniz en pahalı bilet gidiş dönüş 70 avro filan olur herhalde. Biz en çok Karlsruhe’den Stuttgart havalimanına giderken kullanıyoruz, gününe göre değişse de gidiş dönüş 10 avro tutuyor genelde. Bu arada Almanya’da şehirlerarası otobüslerde tuvalet olma zorunluluğu var. Tabi ki sıkış tepiş pis otobüs tuvaletini kullanmak hoş değil, ama var olduğunu bilmek yolculuğun stresini oldukça azaltan bir şey, anlayan anladı 😀

Ryanair ucuzluğunda bir uçak şirketi yok Almanya’da. Ama uygun fiyatlar tabi ki yakalanabiliyor. Türkiye’ye giderken ben hep Pegasus kullanıyorum. Ama nereye olursa olsun uçak bileti alırken her zaman ilk önce Skyscanner’dan bakarım. Daha önce şöyle bir yazı yazmıştım Avrupa seyahatleri ile ilgili tecrübelerimi paylaştığım.

 

Sağlık

Her şeyin başı sağlık, bunun da bir masrafı olabiliyor tabi, atlamayayım. Türkiye ve Almanya arasındaki bir anlaşmaya göre iki ülkenin de devlete bağlı sağlık sigortaları, iki ülkedeki sağlık masraflarını da karşılıyor. AT11 belgesi diye bir belge var, SGK’dan alınan. Bu belgeyi Almanya’daki herhangi bir sigorta şirketine götürmeniz gerekiyor, onlar da size bir vizite belgesi veriyor. Her doktora gidişinizde bu belgeden götürmeniz gerekiyor. Siz buradaki sigorta şirketine en başta veriyorsunuz AT11 belgesini (tabi süresi var bu belgenin, her dönem yenilemeniz lazım, her dönem Türkiye’den yeni almanız lazım) ondan sonra doktora gidecek olduğunuzda her seferinde hangi sigorta şirketine belgenizi vermişseniz onlardan bir vizite kağıdı istiyorsunuz.

Ben çok karmaşık ve biraz saçma bir bürokratik sebepten dolayı bu AT11 belgesinden edinemedim. Normal şartlarda annesi veya babası üzerinden Türkiye’de SGK sigortasına sahip olan bütün öğrencilerin alabildiği bir sigorta. Fakat yüksek lisansa geliyorsanız zaten yaş durumundan artık ebeveyninizin sigortasından faydalanamıyor olabilirsiniz. O zaman benle aynı duruma geliyorsunuz. Almanya’da öğrenci sigortası yapan iki tane şirket var, AOK ve TK diye. İki şirkette de fiyat aynı, çünkü devlet tarafından belirleniyor, ve yaklaşık 90 avro. Gerçekten çok para. Ama sağlık sigortası zorunlu bir sigorta, ve zaten şakaya gelmeyecek bir mesele. Bu sigortaya sahip olunca Alman vatandaşlarının aldığı sağlık hizmetinin aynısını alabiliyorsunuz. Her türlü muayene ücretsiz. Daha ciddi sorunlarda, örneğin operasyonlarda filan nasıl oluyor bilgim yok.

Bu sağlık sigortaları aynı zamanda senelik spor salonu aidatlarının veya yoga kursları gibi sağlığınızla alakalı bazı harcamaların da bir kısmını karşılıyor. Bu konuyu sigorta yaptırmadan önce sigorta şirketleriyle konuşmanız gerekir. Ayrıca daha hesaplı olması açısından bir iki telefon uygulaması ve eve alacağınız birkaç parça ekipmanla da gayet iyi spor yapmak mümkün. Yukarıda yazdığım gibi, açık havada spor yapmaya da gayet uygun bütün şehirler.

 

Hep biz mi ödeyeceğiz, biraz da bize ödesinler yahu!

Eveeet işte geldik en tatlı bölüme 🙂 Fakat önce bir şeyi netleştirelim. Eğitim konusunu aslında önümüzdeki günlerde detaylı olarak anlatacağım, şimdiden sadece şunu söyleyeyim: Almanya’da üniversite okumak zor. Girmesi kolay. Ama öğrencilerin yaklaşık yüzde 50’si ya bırakıyor ya atılıyor (bırakanlar da atılmak üzereyken bırakıyor genelde :D). O yüzden gideyim, yalandan okurum, bi yandan çalışırım, bi yandan gezerim – böyle bir şey yok.

Ben kendi adıma söyleyeyim, ilk dönem beni şöyle bir çarptı okul! İlk dönem notlarım düşüktü. Sonra zaman içinde toparladım. Bütçenizi planlarken ilk sene alışmak için kendinize pay bırakın. İlk sene dilinizi geliştirmeye odaklanın, eğitim sistemini iyice kavrayın, sizden bekleneni ve bunu yerine getirmek için harcamanız gereken eforu saptayın. İkinci seneden itibaren yarı zamanlı işlerde çalışabilirsiniz. Ben anca 4. dönemimde girebildim bu işlere, fakat bir girdim pir girdim.

Yarı zamanlı işlerde, emeklilik fonu gibi kesintilerden sonra aylık net geliriniz 350-450 avro arası olur. 450’yi geçmez büyük ihtimalle, çünkü geçtiği zaman Mini-Job olmaktan çıkıyor ve başka vergiler işin içine giriyor, öğrenci sağlık sigortanızı da kaybediyorsunuz.

Ne gibi işler olabilir?

  • Garsonluk, kasiyerlik gibi öğrencilerin sıkça yaptığı işler: Almanlar 18 yaşına bastıkları an aileleri harçılığı kesiyor. Bir anda açıkta kalmamak için genelde 16 yaşlarından itibaren bu tarz işlerde çalışmaya başlıyorlar. Ben, naçizane, bunu pek tavsiye etmiyorum açıkçası. Yani bu sistem çok güzel, bu şekilde yetişmek insana sadece cep harçlığı değil bir sürü başka şey de katıyordur. Fakat siz yabancı olarak dil engelinden dolayı diğer çalışanlardan daha zorlanacaksınız. Bu iş için sizi iyi yapan hiçbir vasfınız olmayacak. Eğer çok sosyal bir insan değilseniz, hobileriniz filan da yoksa hiç yoktan iyidir tabi, ama aşağıda saydığım diğer seçeneklere yine de bir göz atın derim. Bir arkadaşım zihinsel engellerilerin yaşadığı bir yurtta çalışıyor, bu apayrı bir şey. Özel olarak ilgi duyduğu, yıllardır yaptığı bir şey. Sizin de böyle bir özel ilgi alanınız, deneyiminiz, kabiliyetiniz varsa tabi ki bununla ilgili iş olanaklarını araştırabilirsiniz.
  • Okuduğunuz bölümle ilgili bir alanda part-time çalışma (Werkstudent): Gastronomi veya turizm sektörüyle ilgili bir şey okuyorsanız garsonluk da buraya girebilir tabi. Örneğin ben mimarlık okuduğum için bir mimarlık bürosunda yarı zamanlı çalışmıştım. İldeniz de bilgisayar mühendisliği okuduğu için Fraunhofer’de çalışmıştı, hala da çalışıyor. Böyle bir yarı zamanlı iş bulmanız hem herhangi bir işte olacağı gibi konuşmanızı geliştirmenize faydalı olacak, hem de meslek pratiği edinmenizi sağlayacak. Bir taşla iki kuş olduğu için bunu daha çok tavsiye ederim. Ayrıca McDonalds’daki müdüre göre mimarlık ofisindeki müdürünüz eğitiminizi daha çok önemsiyor olacak, yani sınav dönemlerinizde filan “tabi ki sınavına çalışman daha önemli” diyecektir.
  • Öğrenci asistanlık (HiWi): Yine bir başka güzel çalışma imkanı (benim de tecrübe etmiş olduğum) öğrenci asistanlık. Üniversitelerde gerek fakültenizdeki enstitülerde, gerekse merkezi ofislerde bir sürü iş ilanı olur. Bu işlerden alacağınız saatlik ücret de yine dışarıdaki bir işten alacağınızla aynıdır, ve dersler/sınavlar konusunda maksimum anlayış göstereceklerdir. Belki doğrudan meslek pratiği edinmeseniz de akademi ortamında çalışmanın da kariyerinize faydalı olacağı kesin. Hele Tutor olmak akademisyen olmayı düşünenler için ilginç bir deneyim olabilir. Tutor’lar Tutorium denen derslere giriyorlar. Tutorium’un içeriği dersten derse değişiyor, ödevdeki soruların çözümleri olabilir, konu tekrarı olabilir, ders içeriğinin dışında özel konuların anlatımı olabilir…

 

Bir de staj var (Praktikum). Staj tam zamanlı bir çalışma şekli, o yüzden okulun yanında değil, tatil zamanlarında yapabileceğiniz bir şey. Fakat Almanya’da üniversitelerin çoğunda tatil diye bir şey yok, dersler bir tarihte bitiyor ama sonra tekrar başlayana kadar sınavlar yayılmış halde. Üniversiteden üniversiteye, bölümden bölüme, seneden seneye değişiyor tabi. Bir dönem sınavlarınız bütün tatile yayılabilir, sonraki dönem ise ilk ay içinde hepsi bitiyor olabilir. Velhasılı bu tatilsizlikten dolayı bir çok arkadaşım okula bir dönem ara verip bu sürede staj yapmak mecburiyetinde kaldılar. Benim zorunlu stajım 3 aydı, iki parça halinde tatillerde halledebildim. 6 ay olduğunda bu şekilde yapmak imkansız oluyor zaten. Almanya’da 6 ay veya daha uzun stajlarda asgari ücret ödenme zorunluluğu var (saatlik €8,84 olması lazım yanlış hatırlamıyorsam – Almanya’da asgari ücret saatlik belirlenmiş), ayda 1500 avro gibi bir ücrete tekabül ediyor, fakat vergileri düşünce 1140 gibi bir şey kalıyor. 6 aydan kısa stajlarda ise asgari ücret ödenmesi zorunluluğu yok, ama mutlaka 600-800 arası bir şey alırsınız. Ücretsiz staj Almanya’da kalmamış durumda. Bu yüzden de sizi gerçekten çalıştırıyorlar, yani çay yapmak gibi şeylerle zamanınız geçmiyor. Zaten olması gereken de bu, sonuçta tecrübe edinmek için yapılan bir şey.

 

Sonuç

Sonuç olarak, herhangi bir burs/kredi vs almıyorsanız ilk sene aylık 700 ila 900 avro arası bir paraya ihtiyacınız olacak. Yarı zamanlı işlerle bunu 300 avroya kadar düşürmek mümkün. Staj yaptığınız dönemlerde ise muhtemelen bütün ihtiyaçlarınızı kendiniz karşılayabiliyor olacaksınız.

Aşağıdaki bağlantıda KIT’in Karlsruhe’de yaşama masraflarıyla ilgili bir tahmini var:

http://www.intl.kit.edu/istudies/3294.php

Her büyük üniversitenin uluslararası ofisinin bu tarz bir listesi olur, internetten araştırabilirsiniz.

 

Bu konuda da aklıma gelenler bu kadar. Yine çooook uzun oldu yahu! Yazının başında ve her zaman her yerde yazmış olduğum gibi, sorularınız, paylaşmak istediğiniz tecrübeleriniz, veya düzeltmek istediğiniz noktalar olursa yorum olarak yazabilirsiniz 🙂

Auf Wiedersehen!

Almanya 101 – Borcumuz ne kadar?’ için 2 yanıt

  1. Selam Ayşe, çok güzel olmuş emeğine sağlık. Benim de yeni çalışmaya başlayan bi arkadaşla yeni gelenler için bir kitapçik oluşturma hedefim vardı, bakalım bitirebilecek miyiz, özellikle iş, vergi vs. konularında baya bilgi açığı var belki seninkilerle onları birleştiririz. Mesela bizim Alman Lisesindekilere kompakt olarak başından verilse ne güzel olur? Birkaç eklemem şu noktalarda olabilir:
    * Ulaşım: blablacar’dan bahsetmemişsin galiba benim Almanya içinde ve yurtdışındaki gezilerde çok tercih ettiğim ve memnun kaldığım, ucuz ve otobüsten daha hızlı bir yöntem
    * Opera&bale: Ilgileneni azdır ama Badische Staatstheather’in Unikarte gibi bir şeyi var, 48 Euro’ya 6 bilet alıyorsun, yaklaşık 2-3 yıl geçerli, istediğin temsilde üstelik de en iyi 2. kategoriden (bir tiyatroda hakikaten sahnenin dibinde VIP gibiydim) izleyebiliyorsun.
    *Onun dışında spor için okulun kurslarına deginilebilir, dönemlik 10-15 Euro’ya yeni bir spor dalı öğrenilebilir 🙂
    *2. El eşya alma konusuna biraz değinebilirsin, Facebooktaki 2. el eşya gruplarının linkleri konulabilir.Quoka da iyi bir websites, özellikle bisiklet konusunda.

    Beğen

    1. Ayça yorumun için çok teşekkürler! Eminim bu konuları araştırırken bu yazıyı okuyanların çok işine yarayacaktır buraya yapılan yorumlar. Blablacar’ı çok duydum, anladığım kadarıyla gerçekten işe yarar bir şey ama kendim henüz denemediğim için bahsedemedim. Senden onay aldığına göre okuyanlar kendi repertuarlarına ekleyebilirler 🙂 Diğer eklediğin bilgiler de çok değerli, şu Unikarte olayını ben bilmiyordum! Okuldaki spor olanaklarına da bir sonraki yazımda tekrar değineyim en iyisi, üniversite sistemini anlatacaktım biraz da. İlk geldiğimde şahsen sınavlar ve derslerle ilgili de birçok şeyi çözmem gerekmişti, bilmem senin de öyle oldu mu 🙂 Kitapçık konusu da çok iyi fikirmiş, yardım edebileceğim bir şey olursa mutlaka söyle!

      Beğen

Yorum bırakın