Karlsruheli

Karlsruhe’yi dili dolanmadan söyleyene ödül var! Tamam güzel hikayesi var ama hısım akraba soruyor nerede okuyorsun diye, söylüyorum, hatırlamaya çalışmıyorlar bile nasıl olsa dilim dönmez buna diyerek…

İpucu: Almancada bazı harflerin telafuzları Türkçedekinden farklı. Aslında Kaalzue gibi bir şey derseniz bulursunuz yolunuzu, o ard arda sessizler gözünüzü korkutmasın.

Bu şehrin futbol takımı geçen sezon birinci lige çıkar gibi olmuştu da son anda Hamburg’a bence biraz da haksız yere yenilmişti. Belki ordan bilirsiniz. Belki Fransa’da Alzas bölgesini gezerken tabelalarını görmüşsünüzdür.

Burası Stuttgart, Frankfurt, Freiburg, Strasburg gibi nispeten daha meşhur şehirlere yaklaşık 1 saat uzaklıkta, Baden-Württemberg eyaletinde, 300 000 nüfuslu bir şehir. Geçen yıl, yani 2015 yılı, Karlsruhe’nin kuruluşunun 300. yılıydı. İstanbul’un ve Türkiye’nin neredeyse bütün illerinin yanında Karlsruhe daha bebek sayılır. Yine de ilginç denebilecek bir hikayesi var. Ben de hazır buradayken anlatayım.

Rivayete göre Baden-Durlach Grandükü III. Karl Wilhelm, bir av gezisi sırasında bir ağacın altında kestirmeye karar vermiş. Rüyasında yeni bir saray inşaa ettirdiğini ve bu sarayın güneş gibi parladığını mı ne görmüş. Uyandığında yeni bir şehir kuracağını ve yönetim merkezini de buraya taşıyacağını ilan etmiş. Bugün, Karl’ın eski şehri olan Durlach, Karlsruhe’nin çok güzel bir mahallesi.

Hikayede gerçeklik payı olduğu kesin. Karlsruhe gerçekten de bahsi geçen Karl tarafından, mutlakiyetini vurgulayacak biçimde, bizzat planlanmış ve kurulmuş. O dönem barok dönem olarak geçiyor, ve her şey monarşinin gücünü vurgulayacak biçimde inşa ediliyor. Şehrin ızgarası ise bir av şemasından esinlenerek yapılmış. Av sırasında ormanda yer tespitini kolaylaştırmak adına bir büyük ağaç, kaya vb. merkez olarak seçilirmiş. Bunun etrafına da daireler çizilirmiş. Her yerden görülebilen bu merkez objeyi hangi açıdan gördüğünüze ve ne kadar uzakta gördüğünüze bakarak harita üzerindeki yerinizi saptayabilirmişsiniz. Karlsruhe şehrinde bu merkez objesi saray. Saraydan tıpkı Karl’ın rüyasındaki güneş ışınları gibi sokaklar yayılıyor. Şehrin ana caddesi olan Kaiserstraße üzerindeyken, ara sokakların hepsinden sarayı görebilirsiniz, ve sarayı görme açınıza bağlı olarak harita üzerinde nerede bulunduğunuzu kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Sarayın etrafına çizdiğimiz dairenin 270 derecesi orman kalsın, 90 derecesi şehir olsun demişler. Saraydan şehre doğru 9 sokak uzansın demişler. Şehrin kurulduğu yıl, yani 1715’te bir bildirge yayınlanmış, belirlenen kurallara göre evlerini inşa edecek insanlara 20 yıl vergi muafiyeti, laiklik, ücretsiz arsa ve yapı malzemesi (ahşap) teklif edilmiş. Evler tek katlı ve çatıları tek tip olmalıymış. 1718’de ilk belediye başkanı seçilmiş, 1719’da şehrin nüfusu 2000’i bulmuş. Yukarıdaki plan 1720’de hazırlanmış. Yapılaşma bölgeleri kırmızı ile belirtilmiş.

19. yüzyılın başında şehrin baş mimarı olan Friedrich Weinbrenner, şehri hemen hemen bugünkü görüntüsüne kavuşturmuş. Yatay eksene ek olarak, bir de düşey bir ana cadde eklemiş, adına da via triumphalis demiş. Şehrin zamanla büyüyüp gelişeceğini öngörmüş, prensipler belirlemiş ve Karl Wilhelm’in av şeması fikrini gelecekteki gelişmelere ayak uydurabilecek hale getirmiş. Şehirciliğin bir disiplin olarak doğmasına henüz neredeyse 100 yıl var bu arada… Karlsruhe o günden bugüne dört yana doğru büyümüş ama sarayın kuzeyi hala orman, yatay ve düşey ana caddeler hala var, saraydan sokaklar hala güneş gibi yayılıyor. Saray bahçesi artık tabi ki herkese açık, ve baharın gelmesiyle herkes soluğu yeşilde alıyor. Sarayın içi ise müze.

19. yüzyılda bir sürü gelişme olmuş dünyada, teknolojilerle birlikte şehirler büyümüş, kirlilik artmış, hala çözemediğimiz bin tane problem şehirlerde baş göstermiş kısacası. 20. yüzyılın başında, Londra gibi sanayi şehirlerinde kamu sağlığı ciddi anlamda tehlikeye girince, insanlar doğayla, yeşille iç içe bir yaşam sürmeleri gerektiğini fark etmişler. Bunun çıktılarından biri olan Garden City hareketi bütün modern dünyayı sarsmış, bizde de Ankara (ne yazık ki artık değil ama) bunun örneklerinden biri olmuş, madem sıfırdan kuruyoruz bu şehri, sağlıklı, iyi, güzel yapalım demişler o zamanın yöneticileri. Karlsruhe de nasiplenmiş bu hareketlerden, zaten hiçbir zaman öyle metropollerle kıyaslanacak bir sıkıntısı olmamış ama iyi kötü fabrikalar, oteller, apartmanlar kurulmuş güneye doğru. 19. yüzyılın başında 10 bin olan nüfus, 20. yüzyılın başında 100 bin olmuş. 20. yüzyılda daha yaşam standartlarını yükseltme düşüncesiyle bu yeni Garden City mahallelerinden kurulmuş birkaç tane.

Garden City (Gartenstadt Almancası, Türkçeye de özellikle çevirmedim çünkü Bahçeşehir oluyor ve saçma bir şey çağrıştırıyor) fikrinin özü, YEŞİL, hem insan hem yapı yoğunluğunun çok az olması, her evin bir bahçesi olması, ortak yaşamı ve komşuluk ilişkilerini destekleyen bir mahalle yapısı, kent bostanları vb… Bir merkez şehir olacak, bir de bunun etrafında uydu gibi dizilmiş yerleşkeler. Bu yerleşkelerde dediğim gibi bahçeden geçimiyor, ayrıca yerleşkelerin aralarındaki boşluklar da zaten orman veya tarla. Burda sıkıntı yolların uzunluğu, git git bitmiyor, o yüzden yatayda genişlemek saçma, dikey gidelim yüksek yüksek binalar yapalım demiş sonra gelenler; o zaman biz niye “kompakt” İstanbul’umuzda her gün 4 saatimizi yollarda harcıyoruz?

Neyse, nerde kalmıştık… Heh, 1. Dünya Savaşı çıkmış sonra, 4 yıl onunla uğraşmışlar, yıkılmış bir sürü şey. Fordculuk diye bir şey çıkmış, ay pardon Fordizm diye. Seri üretim yaygınlaşmış, bunun bir estetik kaybına yol açmasına engel olmak adına topluluklar kurulmuş, Bauhaus doğmuş. Şehir daha da büyümüş. 2. Dünya Savaşı çıkmış, bu sefer büsbütün hasar görmüş, saray filan gitmiş. Her şeyi yeniden yapmışlar. Bu yenilenme sürecinde şehir, modernistlerin favorisi olan, fonkisyonların ayrılması prensibinden nasiplenmiş, yani evler bir yerde, iş yerleri başka bir yerde; gençler kendilerine uygun bir mahallede oturuyor, yaşlılar kendilerine uygun bir başka mahallede…

21. yüzyılda ise şehrin gelişmesine en büyük katkıyı üniversite yapmış desem yeridir. Teknoloji başta olmak üzere bünyesinde barındırdığı bütün alanlarda Karlsruhe’yi Avrupa’da, hatta dünyada önemli bir merkez haline getirmiş. Sanayi kentinden bilim kentine dönüşümde, eski sanayi yapılarının kimi yıkılmış, kimi taşınmış, kimi de dönüştürülmüş: Eski silah fabrikası Karlsruhe Sanat ve Medya Merkezi’ne (Zentrum für Kunst und Medien), eski mezbaha ise yine “Eski Mezbaha” adıyla Karlsruhe’nin en sevilen sanat ve zanaat mekanlarını barındıran bir kampüse dönüşmüş (Alter Schlachthof).

Bir başka önemli gelişme ise birkaç yıl öncesine kadar Amerika Birleşik Devletleri’ne ait olan askeri arazilerin, yeni mahallelere yer açması olmuş. Bizim şu an proje konumuz da bununla alakalı diyebilirim. Şehir büyüyor, bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi tartışılır, içimden bir ses kötü bir şey diyor. Ama bir yandan da buradaki sorunlar benim memleketimdeki sorunlardan farklı, buradaki sorular benim memleketimdeki sorulardan farklı… Şimdilik, nasıl olsa bizimki sadece bir öğrenci projesi, gerçekleşmeyecek, diyerek sakinleştiriyorum kendimi. Böyle her şeyi bir kenara bırakıp, tek bir yerden başlıyorum düşünmeye: İmparatorluk doğal sınırlarına ulaşmış arkadaş. (Aşağıya bir harita koydum, biraz gezinebilirsiniz.) Batıda Ren nehri. Diğer her yer ise Hardtwald denen ormanlar. Bu ormanlar Karlsruhe’nin esansı, yani dünya çapında koruma altında bir doğal sit alanı oluşunu filan geçtim, o ormanlar bu sıradan proje şehrinin biricik hikayesinin özü. Ve bu şehre bir buçuk yıl önce gelen bir insan olarak, ben o ağaçların önüne yatarım arkadaş. Evimden çıkıyorum, 5 dakika içinde ormandayım, ve hayır adı Özgürlük Parkı olan ama aslında yol kenarındaki 15 metrekarelik peyzaj düzenlemesi olan bir şeyden bahsetmiyorum burda, güneş battıktan sonra içinde kalırsanız kurda kuşa yem olabileceğiniz bir ormandan bahsediyorum. İstanbul’un Kuzey Ormanları’ndan çok daha küçük elbette, ama varmak için kuzey kutbuna kadar kuzeye gitmenize gerek kalmıyor. Aynı ormanın şehrin güneyinde ve batısında da devam ediyor.

Bu eski Amerikan arazileri genelde şehrin kuzeydeki mahallelerinde, ve buralarda yeni kurulan mahalleler buraları şehrin büyüme ve gelişme sorularının cevabı haline getirdi. Almanlar doğayla iç içe yaşamayı sevdikleri ve bu kadar yeşili bile az buldukları için ciddi bir tehlike olduğunu düşünmüyorum. Buluttan nem kapıyorum işte… Bizim şimdiki projemiz işte böyle ormanın dibindeki 13 hektar bir araziyi konut alanı olarak kullanmak. Şehrin büyüme politikaları henüz kesin bir sonuca varmadığı ve benim alışkın olmadığım bir çoğulculuk ilkesiyle yürütüldüğü için bizim ödevimiz de oldukça az kısıtlanmış. O alanın kaderini bizlerin eline bırakmışlar diyebilirim.

Bu böyle sıkıcı ve benden başka pek az kişiyi ilgilendirecek bir yazıya dönüştüğü için üzgünüm. Noktalandırmadan önce, olur da buraları gezecek olursanız diye birkaç öneri:

  • Bahar aylarında gelirseniz Saray bahçesi ve ormanı gezmek iyi gelir. Saray’ın içindeki müze çok geniş bir koleksiyona sahip, yanılmıyorsam Karlsruhe’nin en büyük müzesi, gerçi Almanya’daki pek çok müzede olduğu gibi burada da Anadolu’dan parçalar görmek biraz sinir bozucu olabilir…
  • Saray bahçesinden üniversite kampüsüne geçin. Ben şahsen gittiğim şehirlerde üniversite gezmekten çok haz alıyorum. Hele de hava güzelse panayır yeri gibidir.
  • Sanata meraklı olanlar Staatliche Kunsthalle’ye mutlaka uğrasın. Friedrich Weinbrenner eseri bina, Almanya’nın en eski sanat müzelerinden biri, koleksiyonunda başta Alman, Fransız ve Hollandalı sanatçıların önemli eserlerini barındırıyor. Modern sanat meraklılarının mabedi ise ZKM.
  • Kaiserstraße buranın ana caddesi evet. Ama güney paraleli ve ara sokakları daha güzel.
  • Durlach’ı görmeden gitmeyin. Bisikletle yarım saat sürer, yürüyerek pek keyifli olmaz. 1 numaralı Durlach tramvayı ile de gidebilirsiniz. Schlossplatz’da inin, minik sokaklarda gezinin. Sonra Turmberg’e çıkıp yine yeşile doyabilir ve şehre tepeden bakabilirsiniz.
  • Buranın nesi meşhurmuş hele diyorsanız, Durlach’ta Restaurant Obermühle’de yemek yiyin. Yalnız cuma cumartesi akşamları rezervasyonsuz yer bulmak zor.
  • Durlach’ı çok severseniz, bu mahallenin bir de kasaba versiyonu var, Karlsruhe’nin hemen güneyindeki Ettlingen.
  • Buraya kadar gelmişken, hele de günlük tramvay bileti aldıysanız, Baden-Baden’a kadar gidebilirsiniz o biletle. Uygun fiyata Türkiye’de kesinlikle bulamayacağınız unutulmaz bir kaplıca keyfi sizi bekler (yalnız kese yok malesef, zaten bu Avrupalılar eve de ayakkabıyla giriyor, çocukları da yerleri filan yalıyor, ayıptır söylemesi taharet musluğu da yok zaten). Baden-Baden’ın meşhur casino’sunu yine uygun bir fiyatla gezebilir ve cüzdanınız hala ağırlık yapıyorsa aynı biletle akşam casino’ya girebilirsiniz.
  • Ve Frankfurt, Stuttgart, Freiburg/Basel gibi büyük havaalanlarına (aynı zamanda da gerçekten görülmeye değer şehirler) yakınlığı, Alzas bölgesinin ve Karaormanların komşusu oluşu, buralara yapacağınız bir turun duraklarından biri olması için yeterli bir sebep bence.

Sevgili Karlsruhe,

bak burda senin için neler yazdım, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.

Yorum bırakın